15.-19.yy Dönemi

15.-19.yy Dönemi

15.yy Öncesi Ayvalık ve Çevresinin Genel Durumu

Ayvalık kentinin ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu, şimdilik kesinlik kazanmış değildir. Kentin kuruluşu ile ilgili olarak, günümüzde üç yaklaşım etkilidir:

  • Bunlardan birincisine göre, Ayvalık kasabası (15.yy sonu 16.yy başlarında), çevredeki adalar halkının korsan baskı ve saldırılarından kaçmaları sonucunda kurulmuştur. Kurucu göçmenler önce Kabakum’a daha sonra Eğribucak’a yerleşmişlerdir. Buraları da terk eden, ya da terk etmek zorunda kalan halk Küçükköy’e, oradan da Ayvalık’a yerleşmişlerdir.
  • İkinci görüşe göre ise, kasabayı Türkler kurmuşlardır. Türkmenler Çaşnigir, Eskiköy ve Hanaylı adı verilen yerlerde oturmuşlar, geçimlerini zeytincilikle sürdürmüşlerdir. Ancak bugün için bu iki görüşün herhangi birinin daha gerçekçi olduğunu ileri sürecek bilgi ve bulgular elimizde mevcut değildir.[1]
  • Kentin kuruluşuyla ilgili bir başka görüş ise Prof. Dr. Ömer Özyiğit’e aittir. Özyiğit’e göre, günümüz Ayvalık’ının bulunduğu yerde ve civarında, 15.yy öncesinde yerleşimin olduğunu gösteren kanıtlar vardır. Bu dönem Bizans Dönemi’ni ve sonrasını gösterir; Çünkü gerek bugünkü Ayvalık kentsel sitinin bulunduğu alanların altında ve gerekse Alibey Adası ile Lale Adası’nın arasındaki köprünün Alibey Adası tarafındaki antik yerleşimde Bizans Dönemi seramikleri görülür. Öte yandan bugünkü Ayvalık’ın altında Geç Bizans ve Erken Osmanlı Dönemleri katmanları vardır. Bu seramik buluntularına göre, adadaki yerleşim biter ve yerleşim ana kara tarafında devam eder. Özyiğit’e göre, bu demektir ki antik dönemden günümüze kadar yerleşim süreklilik göstermiştir.

Ayvalık’ın kuruluşu ile ilgili farklı tezlere ek olarak tarihsel süreçte, bölgenin hâkimiyetine ilişkin de farklı görüşler ortaya konmuştur. Bu görüşlerden ilki, Ayvalık’ın, 1303-1345 yılları arasında da Karesi Beyliği’nin yönetiminde kalmasıdır. Karesi Beyliği bu dönemde bölgeye tamamen hâkim olarak, biri Bergama, diğeri Balıkesir olmak üzere iki merkezden idare edilen bir konuma gelmiştir.[2]

Karesi Beyliği’nin Hakimiyet Alanı

Karesi Beyliği dönemi araştırmalarında kullanılan en önemli kaynaklar Anadolu Selçuklu Devri yazılı eserleri, Osmanlı Dönemi yazılı eserleri, Bizans Kronikleri ve Seyahatnamelerdir. Döneme ait kitabe, sikke veya arşiv vesikaları çok kısıtlıdır. Beyliğin hâkimiyet devresinin kısa oluşu, Karesi Beyliği’ne ait camii, medrese gibi mimarî yapıların inşa edilememesine sebep olmuş sürekli gazalarla (Müslümanlığı yaymak ya da korumak amacıyla İslam Dini mensubu olmayanlara karşı yapılan savaş) dolu bir devlet hayatı, sosyal ve kültürel yapının oluşmasını da geciktirmiş olmalıdır.[3] Bu sebeple Ayvalık’ın da bir dönem Karesi Beyliği kontrolünde kaldığına dair kanıtlar elimizde mevcut değildir fakat Beyliğin hâkimiyet sınırlarını belirten kaynaklarda, Ayvalık ve civarı da bu sınırlar içerisinde gösterilir.

Karesi Beyliği Hakimiyeti Dışında Kalan Kent; Ayvalık

Kentin, Karesi Beyliği döneminde beylik sınırları içerisinde kaldığı görüşünü reddeden Prof. Dr. Ömer Özyiğit ise, bölgenin 13. yüzyıl ortalarından 15. yüzyıl ortalarına kadar Ceneviz egemenliğinde ve daha öncesinde de Bizans egemenliğinde olduğunu belirtir. Fatih Sultan Mehmed zamanında doğrudan Osmanlı topraklarına Cenevizlilerden katıldığını ve burada Karesi Beyliği egemenliğinin görülmediğini ifade eder. Özyiğit’e göre, Ayvalık’ta Karesi Beyliği’nin aksine Ceneviz izleri vardır.

Fotoğraf ve Haritalar: Dr. H.Sercan Sağlam

Dr. Hasan Sercan Sağlam’ın Büyük Maden Adası’nda yaptığı son dönem çalışmalarında, Pordoselene Kulesi’ ismiyle bilinen yapının, Cenevizli Gattilusio hanedanının üyeleri hâkimiyeti döneminde inşa edildiği görüşü ortaya konmuştur. Cenova’dan Gattilusio hanedanının üyeleri, Bizans İmparatorluğu’nu Palaiologos hanedanı ile yakın ilişkilere sahipti ve iki tane hanedan beyliği kurmuşlardı. Bu iki hanedan beyliği Midilli’de (1355), Francesco I Gattilusio; ve bugün modern Enez  olan Ainos’ta (1376), kardeşi Niccolò Gattilusio tarafından kurulmuşlardır.

Mardaliç Adası Kulesi ve Çandarlı Kalesi’yle birlikte, Büyük Maden Adası Kulesi’nin de muhtemelen Midilli’deki (1355-1462) Gattilusio yönetimi altında kabaca 1370-1380’ler arasında inşa edildiği düşünülmektedir. Büyük Maden Adası Kulesi, bazı ikincil kaynaklarda kısaca geçmekte ve herhangi bir tarihi, topografik ve mimari ayrıntıya girmeden, kendi bölgesinin güvenliği için ayrı bir Gattilusio gözetleme kulesi olarak da yorumlanmıştır.[4]

[1] Bayram Bayraktar, “Osmanlı İmparatorluğu’nun Başkalaşım Sürecinde Ayvalık Şehri”, Ayvalık Tarihi Üzerine Akademik Çalışmalar Seçkisi, 2022, s.119.

[2] Zerrin Günal Öden, Karası Beyliği, TTK Yay., Ankara, 1999, s.24, 76.

[3] A.g.e, s.17-18.

[4] Hasan Sercan Sağlam, “Identifying a late medieval maritime defense network: Tower of Büyük Maden Island, Tower of Mardaliç Island and Castle of Çandarlı”, European Journal of Postclassicalarchaeologies, v.12/2022, pp.265-290.

15.yy. Taksiyarhis Kilisesi I. Yapı

15. yüzyılda, günümüz Ayvalık’ının bulunduğu konumda yerleşim olduğuna dair kesin bir kanıt yoktur. Fakat Taksiyarhis Kilisesi’nin restorasyonu sırasında yapılan arkeolojik kazıda, 15.yüzyıla tarihlenen bir yapı kalıntısı tespit edilmiştir. Taksiyarhis Kilisesi, Ayvalık’ın ilk kilisesi olup, kilisenin 3 ayrı dönemi olduğu düşünülmektedir. İlk dönemi de, 15. Yüzyılda, küçük bir kilise olarak inşa edildiği düşünülen yapıdır.[1]

[1] Aytekin Yılmaz, “Ayvalık Taksiyarhis Anıt Müzesi”, Aktüel Arkeoloji Dergisi, Mayıs-Haziran 2021, s.160.

1525-26 Pîrî Reis’in Kitâb-ı Bahriye Eserinde; Ayvalık ve Çevresi

1465-1555 yılları arasında yaşadığı bilinen ünlü Türk denizci Pîrî Reis’in 1521 tarihli Kitab-ı Bahriyesi’nin 1525/26 yılında Kanunî Sultan Süleyman’a tekrar sunulması için hazırlanan kopyasında,  Ayvalık ve çevresi ile Midilli Adası gösterilmiş ve anlatılmıştır. Bu eserde “Yunt/Yund Adaları” kelimeleri dikkat çeker. Günümüzün Alibey (Cunda) Adası ve çevresindeki adalar, bu adla ifade edilir. Daha güneyde ise Ayazmend (Altınova) gösterilmiştir. Bugünkü Ayvalık’ın bulunduğu konumda herhangi bir yerleşim adı belirtilmemiştir.

Pîrî Reis’in 16. yüzyıl (1525/1526) calışmasında (Bibliothèque Nationale de France. Supplément turc 956) Midilli Adası, Ayvalık Adaları ve kıyılarını gösteren bölüm.

Kaynak: https://gallica.bnf.fr/ark:/12148/btv1b6000438h/f1.planchecontact

Piri Reis’in 1525/26 yıllarında hazırladığı Kitâb-ı Bahriye’nin yeniden düzenlenmiş ikinci nüshasından sonra, izleyen yüzyıllar boyunca ilk nüshasından yola çıkarak çeşitli kopyaları yapılır. Görseldeki çalışma kitabın 17.-18.yy geç dönem kopyası olmakla birlikte haritada Yunt/Yund Adaları ibaresi yer almamakta fakat Ayazmend, Kadırga Burnu ve Bakla Burnu ibaresi Ayvalık bölgesini işaret etmektedir. Orijinal eser ile geç dönem kopya arasında hem içerik hem de gösterim tekniği açısından çok ciddi farklar vardır fakat yazıdan oluşan sayfaları tamamen aynıdır.

Bu harita Pîrî Reis’in orijinal çalışmasının 17.-18.yy’a tarihlenen geç dönem kopyasıdır. Ayvalık ve çevresi daha net çizilir iken bölge ile ilgili yazılı bilgiler harita üzerinde gösterilmeyip, kitabın metin bilgisi kısmında sunulmuştur.

Kaynak: https://art.thewalters.org/detail/19195/book-on-navigation-2/

17.-18.yy’da yazılan ve günümüzde Walters Art Museum W658 koleksiyonunda yer alan kopyanın 57r sayfasındaki (Linkten indirilen PDF dökümanda 648. sayfaya denk gelir) metinde ise şu çeviri yer almaktadır:

“ Yund Adaları’nın Birgoslu Limanı’na varmak murad olunursa, mezkûr limanın alameti işbudur ki mezkur Birgoslu Adalarının cümlesinin karayel tarafındadır. Eyle olsa mezkûr adayı karayel tarafına alıp ol adaya yakın varırlar. Derin yerlerdir. İhtiraz edecek nesne yoktur. ”

Çeviri: Tarihçi Naz Öykü GÜREN, Ayvalık Alan Başkanlığı

Referans: Dr.Hasan Sercan SAĞLAM  / Şehir Plancısı – Adramytteion ve Körfez Araştırmaları Heyet Üyesi

(Ayvalık Alan Başkanlığı Yerelde Görüşmeler serisi görüşme notları)

1643 Devlet Arşivleri Başkanlığı’nda Bulunan En Eski Tarihli Ayvalık İçerikli Belge (14 Eylül 1643)

Araştırmacı Kaan Köksal’ın bugüne kadar karşılaştığı “Osmanlı Arşivleri’nde bulunan en eski tarihli Ayvalık içerikli belge olarak ifade ettiği bu belge, çeviriler ışığında yorumlandığı şekilde anlatılacaktır.

29 Cemazeyilahir 1053 (14 Eylül 1643) tarihli bu belge kadılık ilamıdır ve yakın tarihlerde Bulgaristan devlet arşivlerinden devralınmıştır. Bu belge, ilk olarak Ayvalık Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nde Kaan Köksal tarafından yapılan sunumda tanıtılmıştır. Belgeden öğrendiğimize göre; “Ayazmend kazasında Haremeyn evkafından[1] Eğribucak (Badavut), Kafirağılı (Küçükköy), Ayvalık ve tevabii karyeler” vakıf arazisi olmaktan ayrılıp “serbest kaydolunmuş” ancak “Hakan-i Defteri Cedidi[2] ve evamir-i şerifte var iken Eğribucak karyesi için suret-i icmalde” bilgi bulunmadığı anlaşılmış. Ve bunun üzerine Ayazmend kadı vekili, Eğribucak ve çevresindeki yerler için vergi tahsilinin nasıl yapılacağı konusunda yardım istemiştir. 14 Eylül 1643 tarihli ilâmın anlatımına göre, Ayazmend kazasının siyasi coğrafyası içindeki kimi karyelerin, “mülkiyet” ve/veya “vergi türü” değişimi gibi bir dizi iktisadi değişimler yaşadığını anlamaktayız.[3]

[1]II. Mahmud tarafından, sultanlara ve yakınlarına ait dağınık bir vaziyette bulunan vakıfların tek elden idaresi maksadıyla 1826’da kurulmuştur.
[2]Osmanlılar’da arazi ve timar kayıtlarıyla ilgili defterlerin saklandığı devlet dairesinin adı.
[3]Kaan Köksal, “Devlet Arşivleri Başkanlığı’nda Bulunan En Eski Tarihli Ayvalık İçerikli Belge (14 Eylül 1643)”, https://kaankoksal.blogspot.com/2022/05/devlet-arsivleri-baskanliginda-bulunan.html, (erişim 18 Mayıs 2022).

1653 Tarihli ve “509” Sayılı Kudüs Kodeksi Kayıtlarındaki 33 Ayvalıklı Aile

Dimitrios Psarros’a göre, Kydonies hakkındaki ilk yazılı belge [1] (Osmanlı kaynakları hariç ve Kydonies adıyla bahsedilen) 1653 tarihli bu “Bağış Defteri” Kudüs’teki Kutsal Mezar Kilisesi’nde, 509 numara ile kayıtlıdır. Bu metin H.G. Patrinellis (1993-1994: 13-21) tarafından yayınlanarak yorumlanmıştır. Burada irdelememiz gereken husus, yerleşimin Osmanlı kaynaklarında Ayvalık, yabancı kaynaklarda ise Kydonies adıyla ifade edilmesidir. Ayvalık ve Kydonies isimleri, farklı din ve etnik gruplara sahip yerleşimciler tarafından eş zamanlı olarak kullanılmıştır.

Kaan Köksal’ın, “1653 Tarihli ve “509 Sayılı Kudüs Kodeksi” Kayıtlarındaki 33 Ayvalıklı Aile” başlığıyla kaleme aldığı yazıda, Helen araştırmacı Patrinellis’in yorumlarından da yararlanılmıştır.
1653 tarihli ve 509 sayılı Kudüs Kodeksi, Kudüs Patrikhanesi’ne bağlı Hagiotaphite Kardeşliği tarikatı üyesi rahiplerin Anadolu, Yunan Yarımadası ve Ege Adalarını gezerek, Kutsal Kabir Kilisesi adına topladıkları bağışları kaydettikleri bir defterdir. Giritli Keşiş Makarios önderliğinde bir grup keşiş Ayvalık’a da gelir ve “1653 Eylül 10, Kidonya Şehri, doğu sınırı” başlığı altında bir bağışçı listesi hazırlar. [2] Bu liste, 509 sayılı Kudüs Kodeksi’nin 49/b numaralı varağında yer almaktadır. Bu belge bize, 10 Eylül 1643 günü itibariyle Ayvalık’ta yaşayan 33 hane reisinin anne ve babaları ile eş ve çocuklarının adlarını öğrenme imkânı sağlamıştır. Ayrıca yine bu bağışçılar listesi üzerinden, o gün için Ayvalık’ın ekonomik düzeyini, diğer yerleşmeler ile kıyaslama yaparak anlayabilmekteyiz. Listeye göre, Ayvalık’ta yaşayan 33 bağışçı hane, patrikhaneye toplam 3.170 gümüş para bağışı yaparken örneğin Midilli’nin Mesagros, Parakilla ve Tzoukalochori köylerinin yaptığı toplam bağış 232 gümüş paradır.

Listede adları yazılı 33 hane reisinin yanında verilen bilgiler toplandığında kaydın düzenlendiği tarihte, Ayvalık’ta toplam 172 kişilik bir nüfus ortaya çıkmaktadır. Bu sayının o günkü toplam Ayvalık nüfusunun ne kadarını temsil ettiğini kestirmek şüphesiz bugün için olanaklı değildir. Ama belgenin tümünü inceleyen araştırmacı Patrinellis, Midilli’den toplanan bağışlar ile Ayvalık’ı kıyaslamıştır. Yazar, Midilli’deki 27 köyün her birinde yaklaşık 11 kayıtla karşılaştığını, buradan yola çıkarak 33 hane kaydı yapılan Kidonya’nın nispeten büyük bir köy olduğunu ileri sürebileceğimizi söyler.[3]

Patrinellis, Sakkari’nin Ayvalık ile Midilli lehçelerini kıyasladığı ve Ayvalık’ın Midilli göçmenleri ile kurulduğunu iddia ettiği makalesinin kısmen doğru olduğunu teslim ettikten sonra, adlar, lakaplar ve vaftiz adları üzerinden yaptığı irdelemesinde Ayvalık’ta o gün için yaşayan halkın önemli bir kesiminin Sakız Adası’ndan ve Anadolu’nun batısındaki değişik Yunan topluluklarından geldiğini belirler.

Belgede dikkat çekici bir başka bilgi de “Moschonisi ve Pouzaki-noula” yerleşmelerinde yaşayan halkın bağış yapmadıkları bilgisidir. Hagiotaphitis Makarios, Ayvalık’ın (Kydonies) komşusu olan Moschonisi ve Pouzaki adlı iki yerleşmeyi ziyaret eder. Ancak bu iki yerleşmede yaşayan halk rahipleri yerleşmelerine kabul etmezler ve dolayısı ile buralardan bağış da toplanamaz. Görevini tamamlayarak geri dönen Makarios, dönemin Kudüs Patriği Paisios (1645-1660)’a bir rapor yazar ve bu raporu da patrikhane ofisinin kayda almasını sağlar. [4]

[1]En güncel haliyle, bu zamana kadar karşılaşılan Kydonies adının geçtiği en eski belgedir.
[2]Bu bağışçı listesi – Kaan Köksal’ın yazısında- Türkçe çevrilmiş haliyle verilmiştir.
[3]Patrinellis, 1993:s.17.
[4]Bu raporun çevirisi Kaan Köksal’ın yazısında mevcuttur. Ayrıca raporu gün ışığına çıkaran ve yorumlayan: Patrinellis, 1993: s.20-21.

1668 Monsieur Des Mouceaux Tarafından Yazılan Seyahat Mektubundaki “Kidomas”

Kydonies hakkındaki ikinci yazılı belge, 1668’de bu bölgeden geçen Monsieur Des Mouceaux tarafından yazılan belgedir. [1]  Bu belgenin keşfinin onuru hünerli araştırmacı ve koleksiyoncu Takis Papoutsanis’e aittir. Bu belge, Corneille Le Bruyn’un (1732, Cilt 5: 454-457) Voyages serisinin V. cildinin sonunda bir ek olarak yayınlanmıştır. Bu metinde, Ayvalık bölgesi ve tüm Anadolu hakkında pek çok bilgi bulunmaktadır.[2]
Fransız gezgin André de Mouceaux tarafından, Haziran 1668-Mart 1669 tarihleri arasında yazılmış olması gereken bu belge, seyyahın ömründen yaklaşık 60 yıl sonra, 1730 yılında, Felemenk Cornelis de Bruyn tarafından yayımlandı. [3] Bu seyahat mektubu, de Bruijn’in 1698 yılında satışa çıkan Reizen van Cornelis de Bruyn (Cornelis de Bruyn’un Seyahatleri) adlı eserinin, Voyage au Levant (Akdeniz’in Doğu Sahillerine Yolculuk) (1714) adıyla yayımlanan Fransızca tercümesinin 5. Baskısında (1730) yer aldı. Alınan bu seyahat notları ve çizimler, seyyahın ölümünden sonra yeğeni Kont de Bonneval’da bulunmaktaydı.

Fransızca orjinal metin:

“Sur le chemin, a l’endroit ou pouvait être Attalia, on y trouve un cimetière (…). Une demy heure au-dessus de celui-là, on trouve une plaine de 5 lieues (20 km), qui s’étend jusqu’a la mer, & qui est bornée au Levant par une croupe de montagnes fertiles et habitées, les corsaires obligeant de déserter la Plaine, qui est très fertile. Je découvris de là, dit l’auteur, une grande partie de l’Ile de Lesbos, l’Ile de Chio, & le Cap….. qui forme le golphe de Cumes, & avance 20 milles (32 km) à la mer. Je passay ensuite deux petites rivières, & quatre torrents; & m’écartant un peu de la mer pour entrer dans les terres, je passay à l’Yermal, éloigné de 27 milles (43 km) de Pergame, & marchant encore trois bonnes heures, d’abord par des montagnes, & ensuite près d’un lac d’eau de mer, j’arrivay à Kidomas, gros village, bâty partie sur la montagne, partie sur le rivage. Il y a, au-devant, une Isle de forme triangulaire, accompagnée de quatre isles au Nord, qui formeroient un assez bon port s’il y avoit plus de fonds. L’auteur croit que ce lieu, où il y a beaucoup de vestiges d’antiquité, est l’ancienne Cystena. Les Grecs ignorent le nom ancien de cette ville. Au sortir de là, on entre dans une montagne, dont la descente du côté du Nord est fort rude. La plaine, qui est au pied, est fort belle; on trouve dedans un gros village, nommé Comara, que l’auteur croit être Antandrus (ne veut-il point dire Atarnea). Il y a grand nombre de fragments, de colomnes & d’épitaphes dans un ancien cimetière. Après deux lieues de plaine, très agréable, on arrive à Adramiti, qui avoit donné son nom au Golphe Adramiticus. Il coule dans la plaine une petite rivière. Ce bourg est à plus d’une lieue (4 km), de fon ancienne situation, qui étoit au bord de la Mer.” Kaynak: Damien DESSANE

Yolda, Attalia’nın olabileceği yerde bir mezarlık var (…). Bunun yarım saat yukarısında, denize kadar uzanan ve Levant’ta bereketli ve yerleşik dağlardan oluşan bir sırtla sınırlanan 5 fersahlık (20 km) bir ova vardır ve korsanlar onları, çok bereketli olan ovayı terk etmeye zorlar. Yazar, Midilli Adası’nın büyük bir bölümünü, Sakız Adası’nı ve Cumae Körfezi’ni oluşturan ve denize 20 mil (32 km) ilerleyen Cape …..’nin büyük bir bölümünü oradan keşfettim diyor. Daha sonra iki küçük nehir ve dört dere geçtim; denizden biraz uzaklaşıp karaya girmek için, Bergama’dan 27 mil (43 km) uzaktaki Yermal’ı geçtim ve önce dağların yanında sonra da deniz suyuyla dolu bir gölü yakınından üç saat daha yürüyerek, bir kısmı dağda bir kısmı ise kıyıda kurulmuş büyük bir köy olan Kidomas’a vardım. Önünde, kuzeyinde dört adanın eşlik ettiği üçgen şeklinde bir ada var, eğer denizin daha fazla derinliği olsaydı burası oldukça iyi bir liman oluşturacaktı (Yazar, antik çağdan kalma birçok kalıntının bulunduğu bu yerin antik Kisthene [Günümüzde Gömeç sınırlarında kalan antik yerleşim] olduğuna inanmaktadır). Yunanlar bu şehrin eski adını bilmiyorlar. Ötesinde, kuzey tarafında inişi çok güzel olan bir dağa giriyoruz. Dağın eteğinde bulunan ova çok güzel (Yazarın Antandrus olduğuna inandığı Comara adında büyük bir köy var. Atarnea’yı kastetmiyor mu?) Eski bir mezarlıkta Cimetiere Colomnes & Epitaphs’ın çok sayıda parçası vardır. Çok güzel iki ovadan sonra, çok hoş, Adramiticus Körfezi’ne adını veren Adramit’e varıyoruz. Ovada küçük bir nehir akıyor. Bu kasaba, deniz kenarındaki eski konumundan bir fersahtan (4 km) daha uzaktadır. ” [4]

[1]Meynell, G.(1993), André de Monceaux, F.R.S. 1670. The Royal Society Notes Rec. R. Soc. Londra, 47(1), pp.11-15.
[2]Psarros, To Aivali.
[3]De Bruijn, C. (1732), Voyages de Comeille Le Bruyn par la Moscovie, en Perse, et aux Indes orientales (5. Baskı). Çev: (Comeille Le Bruyn’in Moskova, İran ve Doğu Hint Adaları’ndaki Gezileri)
[4]Kaan Köksal, “Bir Kısmı Dağda, Bir Kısmı Kıyıda Kurulmuş Bir Köy: Kidomas”, https://kaankoksal.blogspot.com/2021/09/bir-kismi-dagda-bir-kismi-sahilde.html, (erişim: 31.05.2022) Bu belgenin çevirisi, avukat Deniz Torunoğlu tarafından yapılmıştır.

1710 Misyoner François Tarillion’a Göre

14. yüzyılda, Karesi Beyliği’nin tarih sahnesinden çekilişi ve yerini henüz devlet olma aşamasında bulunan Osmanlı Beyliği’ne bırakışından itibaren Osmanlıların idaresinde olan Mysia ve Eolya Bölgeleri’ni, 1700-1710 yılları arasında ziyaret eden Misyoner François Tarillon’a göre, 18. yüzyılın başlarında, Kydonies yerleşmesinde 600 ev vardı ve bu sayı aynı zamanda Moschonisi’de (Bugünkü Cunda ya da Alibey Adası) bulunan ev sayısına eşitti. Şunu belirtmek gerekir ki; “Kydonies” adının hangi tarihten itibaren kullanıldığıyla ve bu adın etimolojik kökeniyle ilgili tartışmaların devam ettiği bu süreçte, François Tarillion, seyahat notlarında bugünkü Ayvalık kentinin bulunduğu bölgedeki yerleşimin isminden bahsetmeyip, buradaki ev sayısı bilgisini de dolaylı olarak aktarmıştır: “Bu adaların en büyüğü, altı yüzden fazla evden oluşan büyük bir kasabaya sahiptir. Moschonisi kasabasının karşısında, anakarada bir zamanlar aynı sayıda evi olan başka bir tane daha yerleşim var.”[1]. Seyyah Tarillion’a ait bu ifadeler, 18. Yüzyılda bölgenin nüfus yoğunluğuyla ilgili ipucu vermiştir. Ayvalık kent tarihi araştırmalarına büyük katkılar sunan Mimar Dimitrios Psarros ise, misyoner Tarillion’un bölgeyi ziyaret ettiği dönemde, Kydonies yerleşiminde üç farklı mahallenin olduğunu belirtmiştir. Psarros’un bahsettiği bu mahalleler, Kydonies’in ilk mahallesi olduğu düşünülen Taksiyarhis Mahallesi ve daha sonra kurulan Hagios Dimitrios ve Hagios Ioannis mahalleleridir. [2]
Tarillion’un seyahat notları, 18.yüzyılda Kydonies ve Moschonisi’deki yerleşimcilerin dini ve sosyal yaşamına da ışık tutar: “Metelin’in (bugünkü Midilli Adası) doğu noktası etrafında; güzel kıyılar bulunur ve burada yaşayan tüm Hıristiyanlar eğitimsizdir. Bu kıyılarda ve iç kesimlerde hâlâ ne olduklarını pek bilmeyen birçok Latin köle var. Çok güzel bir ülke, ama çok bilinmeyen ve kimsenin olup olmadığını bilmeden ruhların yok olduğu bir yer. Anakaraya doğru ilerlerken, Anadolu’nun neredeyse tüm bu kısmı için de aynı şey söylenmelidir. Yunanlılar orada inançlarının sadece birkaç kalıntısını koruyorlar. Ülkenin dilini bile unutmuşlar.”[3] İfadelerden anlaşıldığı üzere, Osmanlı İmparatorluğu’nun idaresi altında yaşayan, nüfus yoğunluğu az olan bu bölgede, Hristiyanların izole bir yaşam sürdüğü, eğitim almada yetersiz kaldıkları ve ülkede kullanılan dile bile hâkim olmadıkları, bu sebeple buranın bir nevi inziva bölgesi niteliği kazandığı düşünülebilir.
Tarillion’un seyahat notlarında bölgeyle ilgili verdiği son detay, Moschonisi’nin üretim faaliyetleri hakkındadır. Moschonisi’yi, “Midilli’nin doğusunda, Anadolu’nun anakarasından çok uzakta olmayan, şarap ve yağ bakımından zengin bir küçük adalar kümesi” olarak tanımlayan seyyah, Kydonies ve Moschonisi’nin, yaklaşık bir asır sonra, tarımsal üretime dayalı ticari ve kentsel bir gelişim yaşayacağının sinyallerini vermektedir.

[1]François Tarillion, “Du pere Tarillion a Monseigneur le comte de Pontchartrain, secretaire d’Etat present des missions des peres Jesuites dans le Greece.”, Actes Et Voyages Des Apotres Modernes ou Mission Catholiques, PARİS, 1852.
[2]Dimitrios Psarros, To Aivali.
[3]François Tarillion, “Du pere Tarillion a Monseigneur le comte de Pontchartrain, secretaire d’Etat present des missions des peres Jesuites dans le Greece.”, Actes Et Voyages Des Apotres Modernes ou Mission Catholiques, PARİS, 1852.

1738 Ayvalık’taki Yerleşimin Adıyla Birlikte Gösterildiği En Eski Harita


Bu harita Honoré Gautier tarafından hazırlanmış ve günümüz Ayvalık’ının bulunduğu konumdaki yerleşim, “Chidognis” adıyla gösterilmiştir. Haritaya ulaştığımız web arşivinde, bu belge için yazılan açıklama “1738’de Kral Le Ferme’nin gemisine binen pilot Honoré Gautier tarafından hazırlanan bu harita [Takımadalar] bana Bay le Marquis d’Antin tarafından Şubat ayında iletildi. 1739” [1] şeklindedir.

[1] Fransızca metnin çevirisi, tercüman Sibel Develi Boyacıoğlu tarafından yapılmıştır.

1753 Ayvalık Taksiyarhis Kilisesi II. Yapı


Taksiyarhis Kilisesi, Ayvalık’ın ilk kilisesi olup, kilisenin 3 ayrı dönemi olduğu düşünülmektedir. İlk olarak 15. Yüzyılda küçük bir kilise olarak inşa edilmiştir. Bemanın üzerindeki Pavlus ve Petrus’un binanın tanrıya sunumu freskosu ile güney bahçe girişinin üzerindeki 1753 tarihli kitabe üç kubbeli iki katlı bazilikal planlı ikinci dönem yapıya ilişkin verilerdir. Girişin üzerinde yer alan 1844 tarihli kitabeden 3.dönem bazilika yapısının beşik tonozlu ve üst taşıyıcılarının tamamıyla ahşap olarak inşa edildiği anlaşılmaktadır. Üç nefli kiliseye batı cephesinde yer alan narteksten 3 adet ana giriş kapısıyla girilir. Kilisede orta nefte aslan betimlemeli alçı rölyefle süslenmiş ambon yer almakta olup, bu noktaya döner bir merdivenle çıkılmaktadır. Hz. İsa’nın yaşam hikâyesinin anlatıldığı mermer ikonalarla donatılmış, gene mermer kabartma ve altın bezemeli olarak işlenmiş ikonostasisi geçince, arka bölümde apsise ulaşılmaktadır. Yapının ikinci katındaki 16 pencereli, ahşap, “U” biçimli üst galeri, kadınlar bölümü olarak yapılmış olan gynaikeiondur. Deprem nedeniyle zaman içerisinde değişik dönemlerde hasar gören binada tamir amaçlı restorasyon çalışmalarının yapıldığı ve bu dönemlerde de süslemelerinde değişiklikler yapıldığı duvar bezemelerinden ve resimlerden gözlemlenmektedir. [1]

[1] Aytekin Yılmaz, “Ayvalık Taksiyarhis Anıt Müzesi”, Aktüel Arkeoloji Dergisi, Mayıs-Haziran 2021, s.160.

1773 - 1821 Birinci Gelişme Dönemi

1773 Papaz İkonomos Döneminin Başlangıcı

1770’lere kadar küçük bir kıyı kasabası olarak kabul edilen Ayvalık yerleşimi, 1770 yılından sonra hızlı bir gelişim göstermiştir. Bu tarihten sonra ekonomik faaliyetleri ve nüfus hareketleri artmaya başlamış, yerleşimde sivil ve dini mimari içeriği ile yeni bir kent dokusu oluşmaya başlamıştır. 18. yüzyılın II. yarısında başlayan bu gelişim, kentin tarihine yönelik bazı kaynaklarda yerleşime “otonomi” (Yarı özerklik) fermanının verilmesiyle ilişkilendirilmiştir. Ayvalık tarihi üzerine yazılmış ve kısmen çevirisi yapılmış olan Yunanlı yazar Yorgo Sakkari’nin Ayvalık Tarihi kitabında, “1773 yılında Papaz İkonomos’un girişimleriyle Ayvalık’a yarı özerklik, yani otonomi belgesi verildiği, bu sayede Türk nüfusun sadece memur düzeyinde kaldığı, birtakım ayrıcalıklara sahip bir yerleşim olduğu” belirtilmektedir. Kent tarihine yönelik ilk çalışmalarda bu yayının referans alınması kent tarihi ile ilgili çalışmaları uzun bir süre yönlendirmiştir. [1] Yorgi Sakkari’nin ifadeleriyle; “Ayvalık, 18. Yüzyılın ortalarına kadar sönük geçmiştir. Çoğu Rum olan halkın arasından bu sırada yetişen Dimitrakelis İkonomos adında bir rahip şehrin gidişatını birden değiştirmişti. İkonomos’un yaptığı en büyük hizmet evvelce yakın Türk derebeyliklerine bağlı bulunan Ayvalık’a, doğrudan doğruya muhtariyetle idare olması için gerekli fermanı sağlamak olmuştu.” [2]

Bir rivayete göre, bu fermanın alınmasını sağlayan kişi Cezayirli Hasan Paşa’dır. 1770 tarihinde yapılmış olan Türk-Rus Çeşme Deniz Savaşı’nda gemisi batan Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa, Ayvalık’ta Papaz Dimitrakelis İkonomos’un çiftliğinde konuk olmuştur. Cezayirli Hasan Paşa sadrazam olduğu günlerde ise, İkonomos’un bu yardımlarına karşılık, Ayvalık’a özerklik fermanı vermiştir. Şunu da eklemek gerekir ki; bugüne kadar Ayvalık tarihi üzerine yapılan araştırmalar sırasında, bahsedilen fermana ilişkin bir kanıt bulunamamıştır.

Osmanlı İmparatorluğu, zaman zaman bazı yörelere bu tür imtiyazlar tanımıştır. Ancak padişah buyruğu ile verilen bu ayrıcalıkların yazılı belgeleri, devletin devamlılığı gereği özenle korunmuştur. Diğer taraftan, Ayvalık, Osmanlı İmparatorluğu içinde, nüfusu gayrimüslimlerden oluşan ve parlak dönemler yaşayan tek yer de değildir. [3]  Ayvalık tarihi üzerine detaylı çalışmaları olan Prof. Dr. Bayram Bayraktar da Ayvalık’a verildiği ileri sürülen özerklik konusunu Küçük Kaynarca Antlaşması’nın bir sonucu olarak değerlendirmiştir. Ayvalık Rumlarının –varsa- yönetsel özerklikleri, hukuksal ayrıcalıktan çok bir fiil olarak ele alınmalıdır. [4]

[1] Berrin Akın Akbüber, “Ayvalık Kent Dokusunda 19. Yüzyıl Ticari Faaliyetlerinin Mekânsal İzleri Dükkânlar”, Sanat Tarihi Dergisi, 29/2 Ekim, 2020, s.811.

[2] Hıfzı Erim, Ayvalık Tarihi, Güney Matbaacılık ve Gazetecilik T.A.O. (Ankara) 1948, s.17.

[3] M. Salim Kaptan, Faruk Ergelen, M.Müjdat Soylu, Yılların İçinden Ayvalık, Kazmaz Matbaacılık (İstanbul), 2019, s.20.

[4] Bayram Bayraktar, “Osmanlı İmparatorluğu’nun Başkalaşım Sürecinde Ayvalık Şehri”, Ayvalık Tarihi Üzerine Akademik Çalışmalar Seçkisi

1774 Küçük Kaynarca Antlaşması

16. yüzyılda ticari münasebetler şeklinde başlayan Osmanlı-Rus ilişkileri, giderek siyasi ve askeri boyut kazanmış ve nihayet 18. Yüzyılın ilk yıllarından itibaren farklı bir döneme girmiştir. İstanbul Antlaşması ile Ruslar karşısında mağlup bir devlet olarak antlaşma imzalayan Osmanlı Devleti, ileriki yıllarda bunu telafi etmeye çalışmıştır. Bununla beraber Lehistan meselesinden dolayı açılan 1768-1774 seferi, askeri, siyasi ve ekonomik duraklamanın eşiğinde olan Osmanlı Devleti’nin, gelişmekte olan Ruslar karşısında yenilgisiyle sonuçlanmıştır. Ruslar karşısında alınan bu yenilginin sonucunda, 1774 yılında Küçük Kaynarca Antlaşması imzalanmıştır. [1]
21 Temmuz 1774’te imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması 28 maddeden oluşuyordu. Bu maddelerden bazıları, Ayvalık’ın hızlı gelişim sürecine direkt olarak etki etmiştir.

[1] Osman Köse, 1774 Küçük Kaynarca Andlaşması, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2020.

1780 Panaya Ton Orfanon Kompleksi

1780’de Papaz İkonomos, Panayia ton Orfanon (Yetimlerin Kutsal Meryem’i) Kilisesi ile bir okuldan oluşan bir yapı topluluğu inşa ettirir. Bu yapılar kısa zamanda Ayvalık’ta beşinci yeni ve büyük bir mahallenin merkezi haline gelmiştir.

“Ayvalık’a özgü” bazilika olarak adlandırabileceğimiz bazilika örneklerinden biri; Ioannis İkonomos tarafından yaklaşık olarak 1780’de inşa edilen meşhur Panayia ton Orfanon kilisesidir. Bu kilisenin yerine daha sonra -1850 yılında- Kato Panayia Kilisesi ve günümüzün Hayrettin Paşa Camii inşa edilmiştir.

Bu bölgede, bu tipten sadece 4 kilise günümüze kadar korunabildi. Bunlar, Ayvalık’ta Taksiyarhis, Hagia Triada ve Kato Panaya ve Küçükköy yerleşimindeki Hagios Athanasios’tur. Bütün bu yapılar, Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk modernleşme süreci olan Tazminat dönemine ait olup, 1839-1856 arasında inşa edilmişlerdir. Bu kiliseler yerel mimarinin, özel koruma gerektiren önemli anıtlarıdır. [1]

[1] Dimitrios Psarros, To Aivali.

1786 Ayvalık’ın Karesi Sancağına Bağlanması

Osmanlı taşra idaresinin temel birimi sancak olarak kabul edilmişti ve beylerbeyinin bizzat kendisi “paşa sancağı” adı verilen merkez sancakta bulunurdu. Ancak fetihlerin artması toprakların genişlemesi sebebiyle daha büyük idari birimler gündeme gelmiştir. Böylece beylerbeyi idaresinde olan ve birkaç sancaktan mürekkep beyberbeylikler kurulmuştur. Zamanla beylerbeylik tabirinin yanında beylerbeyi unvanıyla birlikte de vali terimleri kullanılmaya başlanmıştır. Eyalete bağlı sancaklar merkezden atanan sancak beyleri tarafından idare edilirdi.

Başlangıçta küçük bir köy olan Ayvalık, 1786 yılında Karesi Sancağı’na bağlı bir kaza olmuştur. Karesi sancağı ise 1817 yılından önce Anadolu Eyaleti’ne bağlı iken, eyalet teşkilatında yapılan bir değişiklik ile bağlı olduğu eyaletten ayrılarak yeni oluşturulan Hüdavendigar ve Kocaeli adı verilen eyalete bağlanmıştır. 1841 senesinde Hüdavendigar müstakil bir vilayet olarak teşkil etmiştir. Karesi ise Hüdavendigar vilayetinin sekiz sancağından biridir.

1791 Papaz İkonomos’un Ölümü

Papaz İkonomos 1791’de ölür. Ancak kentin gelişimi aynı hızla devam eder. [1]

[1] Dimitrios Psarros, To Aivali.

1803 Ayvalık Akademisi‘nin Kurulması

19. yüzyıla girerken, nüfusunun hemen hepsi Ortodoks Rumlardan oluşan ve Batı Anadolu’nun İzmir’den sonra önemli bir ticaret merkezi konumunda olan Ayvalık’ta açıldı. Ayvalık Akademisi olarak adlandırılan bu eğitim kurumu, Ayvalık Rum cemaatinin destekleriyle kuruldu ve ayakta kaldı. Okul, aydınlanmacı fikirlerin taşıyıcılığını yaparak yalnızca Ayvalık Rumları arasında değil, bütün Yunan dünyasında iz bırakacak nitelikte faaliyetlerde bulundu, 19. yüzyıla damgasını vuran ulusçu ideolojinin Rumlar arasında filizlenmesine ön ayak oldu ve Rumlara etnik kimlik kazandırma misyonu üstlendi. Bu nedenle, bir ticaret merkezi olduğu kadar kültürel bir merkez niteliği de taşıyan Ayvalık’ın ve burada kurulan Akademi’nin, Yunanların uluslaşma sürecinde ayrı bir yeri oldu .[1]

Binanın inşaatı üç yıl sürdü. Bina bittiğinde; 140 ft (42,67 mt) x 90 ft (27,43 mt) boyutlarında, uzun kenarı denize paralel dikdörtgen, iki katlı ve revaklarla çevrilmiş avlu bahçesi bulunmaktaydı. Zemin kat mutfak ve depolama alanlarından, birinci kat ise doğa bilimleri laboratuvarı, kütüphane, sınıflar ve öğrenci odalarından oluşuyordu . [2]

Mimar Berna Tükel tarafından hazırlanan illüstrasyon [3]

Bina hakkındaki bilgileri, 1818 yılında Ayvalık’a gelen misyoner William Jowet’in kaleminden okuyalım [4] “… Büyük bir dikdörtgen yapı olan akademinin (college) çevresini dolaştığımda, benim adımlarımla uzunluğu elli dört adım ve genişliği otuz dört adım idi: 140 feet uzunluğunda ve 90 feet de genişliğinde olduğunu söyleyebiliriz. Binanın üç tarafı daha çok yabancı yerlerden gelen öğrencilerin kaldığı küçük odalar ile çevrilidir. Orada yüz kadar yabancı öğrenci bulunmakta ve ayrıca kasabalı olan yüz civarında kişi de. Odaların sayısı 72 kadardır. Yabancı öğrenciler kullandıkları bu yerler ve dersler için hiç bir ödeme yapmamaktadırlar. Onlar sadece yemek, giyecek ve kitaplar için para ödemektedirler. Okul iki katlı. Üst katta derslerin verildiği geniş bir dairesel oda ile ayrıca yardımcı öğretmenin (third master) ve daha kıdemsiz öğretmenlerin ders verdikleri büyükçe dikdörtgen bir oda var. Bu dikdörtgen binanın ortasında, bir bitki bahçesi ile iki veya üç yetişkin badem ağacı var. Üniversitenin bir tarafını ise deniz yıkar….”

Akademi, 1821 Yunan Bağımsızlık Savaşı’nın patlak vermesi sonrasında Ayvalık halkının göç ettirilmesi ve binanın da yıkılması ile çalışmalarını durdurdu. Kent sakinlerinin Ayvalık’a dönmesi ardından, 1828 yılında okul yeniden kurulduysa da eski ışıltısına bir daha kavuşamadı. Akademi’nin yeniden kurulması için harcanan iki başarısız çabadan sonra 1856’da, yeni okul binası aynı yerde, ayakta kalmış dört sınıfın üzerine inşa edildi ve 1922 yılına kadar Gymnasium ismiyle hizmet verdi.

[1] Çiğdem KILIÇOĞLU CİHANGİR, Ayvalık Akademisi ya da Batı Anadolu’da YunanUlusçuluğunun Kökenleri Üzerine, Türkiyat Mecmuası 30, 2 (2020): 411-440

[2] https://kaankoksal.blogspot.com/2015/04/ayvalik-akademisi.html

[3] Damien Dessane, Kydonia/Ayvalık Academy (1803-1821): Education for the new Miletus, 2020.

[4] Jowett W., Christian Researches in the Mediterranean from 1815 to 1820: In furtherance of the Objects of the Church Missionary Society (Londra 1882) sf.60-61

1821 Yunan İsyanı ve Bağımsızlık Hareketi

1789 Fransız Devrimi sonrasında Monarşinin çöküşü eşitlik, özgürlük ve adalet kavramlarının halka ait olduğu yönündeki düşüncenin ortaya çıkmasına sebep oldu. Böyle bir düşünce sistemi ilkesel olarak İmparatorluk içinde yaşayan ulusların kendi kimliklerini keşfetmesine ve ulus-devlet anlayışı ile milliyetçi olgunun doğmasına sebebiyet verdi. Böyle bir süreç elbette ki dönemin etkin gücü olan Osmanlı İmparatorluğu içinde farklı ulusların imparatorluğa karşı isyan hareketlerini de beraberinde getirdi. [1]

Rumlar 18. Yüzyıl sonlarına kadar birçok kez başarısız isyan girişiminde bulunmuştur. 19. Yüzyıla geldiğimizde Rumlar, Osmanlı yönetiminde yaşayan diğer milletlerden farklı olarak deniz ticareti sayesinde zengin bir burjuva sınıfı oluşturmuştur.[2]

Doğu Akdeniz ve Karadeniz ticaretinin dörtte üçünü elinde bulunduran zengin Rum tacirler, bilimsel ve düşünsel faaliyetlere de önem vererek ulusal bilinçlenmeyi destekledi ve isyanlara zemin hazırladı.

Yunanistan’ın kısa sürede bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkmasında bütün Yunan coğrafyasındaki isyanlar kadar adalar, özellikle Mora Yarımadası’nda çıkan isyanlar büyük önem taşımaktadır. Mora isyanları Rumlar için bir dönüm noktası olmuştur. Ayrıca Mora isyanları yerel ayaklanmalar olarak kalmayıp, Rumların yaşadığı diğer adalara isyan ihraç eden bir merkez olmuştur.

Nüfusunun neredeyse tamamını Rumların oluşturduğu Ayvalık da Mora İsyanı sırasında ayaklanmaya destek veren Rum yerleşimlerinden biriydi. 1821 Mayısında ayaklanma Ayvalık’a da yansımış [3] ve çevresinde bulunan çok sayıdaki Ortodoks kilise ve manastır Yunan isyanı ve bağımsızlık hareketinde önemli rol üstlenmişlerdi.
Osmanlı askerlerinin Ayvalık’taki isyancılarla çatışması sonrasında kentteki ayaklanma bastırılmış, Ayvalık’ta yaşayan Rum halk da gemilerle Midilli Adası’na geçmişti. Kent, ayaklanmadan sonra tamamen yıkılmıştı. Yörenin tekrar hareketlendirilmesi gereği ve yabancı devletlerin getirdiği öneriler sonucu olarak, Osmanlı Devleti, 1824 yılında, “Ayvalık reayasının affedilmesi” ile ilgili bir buyruk çıkarmıştı. [4] 1824 yılında başlayan geri dönüşlerle, Ayvalık, ikinci bir kuruluş ve gelişme dönemini yaşamaya başlamıştır.

[1] Esra Özsüer, “19.Yüzyıl Avrupa Romantiklerinin 1821 Mora İsyanı Üzerindeki Siyasi ve Kültürel Etkileri”, Türkiyat Mecmuası, c. 26/2, 2016, s.325.

[2] Seda Toprak, “1821 Mora İsyanı”, The Pursuit of History – International Periodical For History And Social Research, 2011, Issue: 6, s.317-318.

[3] Zeki Arıkan, “1821 Ayvalık İsyanı”, Belleten, LII, Sayı:203, s.589.

[4] A.g.e, s.559.

1821 - 1832 Duraklama Dönemi

Ayvalık kentinde de başlayan ve kentin yıkılmasıyla sonuçlanan 1821 [1] Yunan İsyanı ve Bağımsızlık Hareketi’nden sonra Midilli ve diğer adalara firar eden Rumlar, 1824 yılında çıkarılan buyrukla affedilmişler ve geri dönüşler peyderpey başlamıştır. Ayvalık ve Cunda Adası halkı aşama aşama gelerek eski yerlerine sahip olmuşlardı. Daha sonra, Ayvalıklı Rumlara zeytinlikleri de iade edilmiştir. 1830 yılında tüm mülkiyet haklarını geri kazanmışlar, 1831-33 yılları arasında vergiden muaf tutulmuşlardır.[2]

1832 İstanbul Antlaşması

1821’de başlayan ve yaklaşık 10 yıl süren Yunan bağımsızlık hareketinden sonra, Yunanistan, İngiltere, Fransa ve Rusya’nın desteğiyle 1832’de bağımsız bir krallık olarak ilan edildi. Aynı yıl İstanbul’da Avrupalı güçlerin ve Osmanlı temsilcilerinin katılımıyla bir sınır komisyonu toplantısı yapıldı ve ilk Osmanlı-Yunanistan sınırlarını belirleyen İstanbul Anlaşması imzalandı. [3] Bu antlaşmanın ardından, Ayvalık ve Cunda Adası, Osmanlı Devleti sınırları içinde kalmıştır.

[1] Hıfzı Erim, Ayvalık Tarihi, Ankara, 1948,s.41

[2] Bayram Bayraktar, Osmanlı’dan Cumhuriyete Ayvalık Tarihi, Ankara, 2002, s.17.

[3] Dilek Özkan, “Doğal Bir Sınır Çizmek: İlk Osmanlı-Yunanistan Sınırı, Oluşumu ve Doğası (1832-1881)”, Boğaziçi Üni. Atatürk Enstitüsü Semineleri, 2021.

1832 – 1923 İkinci Gelişme Dönemi

1838 Baltalimanı Antlaşması

İngiltere’de başlayan daha sonra da diğer Avrupa ülkelerine yayılan Sanayi Devrimi neticesinde üretim süreçleri çok önemli ve büyük dönüşüme uğramış, kitlesel üretim yöntemleri neticesinde maliyetler önemli düzeyde düşmüştür. Sanayi Devrimi neticesinde buhar kazanlı gemilerin uluslararası ticarette kullanımıyla birlikte sermayenin akışkanlığı artmış ve bu sayede kapitalizmin yeni pazarlara nüfuzu giderek hızlanmıştır.[1]

Osmanlı İmparatorluğu 1826’dan beri kendi ihtiyaç duyduğu yerli hammaddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurt dışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) sistemini uygulamaya koymuştu. Bu sistem, Sanayi Devrimi’ni gerçekleştirerek yeni pazar arayışlarına yönelen İngiltere ve diğer Avrupa Devletlerinin çıkarlarına uygun düşmüyordu. 1838 Ticaret Konvansiyonu’nu önceleyen temel gelişmeler, Batı’da başlayan Sanayi Devrimi, Mehmet Ali Paşa isyanı ve Osmanlı İmparatorluğu üzerinde artan Rusya nüfuzu ile birlikte Batılı tüccarların Osmanlı pazarına girişte karşılaştıkları sorunlardı. [2]

Takvimler 16 Ağustos 1838 gösterdiğinde İngiltere ile Osmanlı arasında bir dönüm noktası kabul edilebilecek, Baltalimanı Antlaşması ya da Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu, İstanbul’un Baltalimanı semtinde imzalanmıştır. Bu anlaşma, I.Dünya Savaşı dönemine kadar süre gelen Osmanlı ekonomi politikasının ana çerçevesini çizmiştir. Bütün tekel oluşumlarını ortadan kaldırmıştır. İngiliz tüccarlara, mallarını Osmanlı İmparatorluğu’nun her yerinde satabilme izni vermiş, vergilendirme oranları ise ithalattan %5 ve ihracattan %12 olarak belirlemiştir. Anlaşma öncesi dönemde yerli ve de yabancı tüccarlardan İmparatorluk sınırları içinde ürünlerini bir yerden bir yere naklederken alınıyor olan %8 iç gümrük vergisi, imza altına alınan bu antlaşma ile yabancılar için kaldırılmıştır.[3]

Rumlar ve Ermeniler Avrupa sermayesinin Batı Anadolu’ya girmesi ve tutunması sürecinde önemli bir rol üstlendiler. Osmanlı İmparatorluğu’nda İstanbul’dan sonra en kozmopolit bölge Batı Anadolu idi. Rum, Ermeni ve Yahudiler ekonomik yönden son derece güçlüydüler. Küçük ticaret ve sanayi, bankacılık ve kıyı ticaretinin büyük bir bölümü onların elindeydi.[4]

19. yüzyılda, bir Rum yerleşimi olan Ayvalık’ı da içine alan İzmir’in kuzey bölgesi “zeytin bölgesi” olarak tanımlanmıştı. Bu yöre İngilizlerin de yatırım yapması için ilgi çekici idi.[5] 1880 yılında, hissedarların çoğunun Ayvalıklılardan oluştuğu 20 bin sermayeli bir şirket kurularak, yirmi iki sene müddet ile işletme imtiyazı alınmış ve şehrin güneyine düşen Dalyan Boğazı genişletilip derinleştirilerek deniz taşıtlarının geçeceği hale getirildi. Ayvalık, limanın taranarak gemilerin kıyıya yanaşmasına daha elverişli uygun hale getirilmesi ile zeytinyağı, sabun, un gibi tarımsal ürünlerini dışarıya pazarlayacak deniz ticareti daha hareketlendi.[6] Nitekim 1884 yılında, İzmir’de çeşitli fabrikaların sahibi bulunan, zeytinyağı üreticisi R. Hadkinson 1500 sterlin değerinde makine ve araç ithali yaparak Ayvalık’ta bir yağ üretme tesisi kurdu. Birkaç yıl içinde işini genişletti. Kıyı şeridinde büyüklü küçüklü birçok fabrika yaptırdı veya satın aldı. [7]

[1]Ramazan Avdar ve Reyhan Avdar, “Baltalimanı’ndan Mondros’a Osmanlı’da Ekonomik Yapı ve Dış Ticaret (1838-1918)”, Sakarya İktisat Dergisi 100. Yıl Milli Egemenlik Özel Sayısı, 2020, s.111.

[2] Ali Eşiyok, “Osmanlı İmparatorluğu’nun Dünya Ekonomisine Eklemlenmesinde Bir Dönüm Noktası: 1838 Serbest Ticaret Anlaşması”, Mülkiye 2010 Cilt: XXXIV Sayı:266, s.69.

[3] Ramazan Avdar ve Reyhan Avdar, “Baltalimanı’ndan Mondros’a Osmanlı’da Ekonomik Yapı ve Dış Ticaret (1838-1918)”, Sakarya İktisat Dergisi 100. Yıl Milli Egemenlik Özel Sayısı, 2020, s.116

[4] Orhan Kurmuş, Emperyalizmin Türkiye’ye Girişi, İstanbul, 1977, s.18-19.

[5] A.g.e., s.148.

[6] Berrin Akın Akbüber, “Ayvalık’ın Sosyo Ekonomik Yapısında Meydana Gelen Değişimlerin 19. Yüzyıl Kent Dokusuna Yansımaları ‘Ayvalık Endüstri Yapılarından Atölye ve Depolar’”, Iches Uluslararası İnsani Bilimler ve Eğitim Bilimleri Kongresi, İzmir, 2019, s.612.

[7] Orhan Kurmuş, Emperyalizmin Türkiye’ye Girişi, İstanbul, 1977, 148.

1839 Tanzimât Fermanı

Osmanlı azınlık grupları ile devletin Müslüman uyrukları arasında önemli hukukî statü farklılıkları vardı. Müslümanlara İslam hukuku ve örfî hukuk kuralları uygulanırken, azınlıklar özel hukuk alanında (yani kişi, aile, miras, borçlar, ticaret hukuku alanlarında) mensup oldukları toplulukların din ve sosyal yaşamına ilişkin kurallarına ve Kamu hukuku alanında ise İslam Hukukunun Müslüman olmayanlar için koyduğu kurallara tâbi tutuluyorlardı. Yani azınlık ve çoğunluk farklı hukuk kurallarına tabi idiler ve bunun nedeni devletin teokratik temellere dayanmasıydı.[1]

3 Kasım 1839 tarihinde ilan edilen Tanzimat Fermanı, Osmanlı idarî geleneğinde öteden beri uygulanan, tahta çıkan sultanlar tarafından ilân edilen ve “adâletnâme” adı verilen hatt-ı hümâyunlar içinde değerlendirilebilir; ancak bu ferman geleneksel yapıyı kökten sarsacak yenilikler getirmekteydi. Müslim-gayri müslim eşitliği, Yunan ve Sırp isyanlarıyla birlikte milliyetçi bir tutum sergileyen gayri müslimlerin imparatorluktan ayrılmasını önlemek amacıyla ortaya atılan ve daha sonra sık sık vurgu yapılan bir Osmanlı milleti teşkil etmeyi hedefleyen önemli projenin ilk adımıydı.[2]

Osmanlı devlet memurları haricinde Müslüman yerlisi olmayan ve nüfusunun neredeyse tamamını Ortodoks Rumların oluşturduğu Ayvalık kenti, azınlık haklarına getirilen düzenlenmelerin ilk adımı olan Tanzimat Fermanı ile birlikte, gelişimine olumlu katkı sağlayan bir süreç yaşamıştır. 17 yıl sonra, elde edilen bu hakların Islahat Fermanı’yla teyit edilmesi ve genişletilmesi, kentteki ekonomik yaşamın –ve buna bağlı olarak sosyal hayatın- halkı tatmin edici bir noktaya doğru hızla ilerleyişindeki en önemli faktörlerden biridir.

Buna rağmen, Tanzimat Fermanı’nın hemen ertesinde 1840lı yıllarda hem Anadolu’da hem de Balkanlarda bir dizi vergi isyanı ortaya çıkmıştır. Ayvalık’taki 1840 olayları da bu gelişmeler çerçevesinde değerlendirilebilir. Tanzimat reformlarının esası, aslında, imparatorluğun tebaasıyla ilişkisinde aracıların (ayanlar, vergi toplayan mültezimler, kocabaşılar, lonca reisleri, millet temsilcileri vs.) oynadığı önemli rolün ortadan kaldırılmasıyla birlikte, merkezi bürokrasinin yerel toplulukları oluşturan bireylerle teke tek ilişki kurmak istemesidir. Reformlarla birlikte, 1840’ta vergi sistemine getirilen yenilik, devletin aracılar eliyle değil, doğrudan kendi memuru olan vergi tahsildarlarıyla, herkesin gelirine göre eşit olarak, standart kurallara göre vergi toplamaya girişmesidir. Ancak bu yeni sistem karşılaşılan toplumsal muhalefet, her türlü aracı grubun (yerel ileri gelenler, mültezimler, millet temsilcileri, kocabaşılar vb.) direnişi nedeniyle isyanlara sebep olmuş ve uygulanamamıştır. 1840 Ayvalık isyanını da bu kapsamlı sürecin Ayvalık kentindeki tezahürü olarak düşünebiliriz.[3]

[1]Gülnihal Bozkurt, “Türk Hukuk Tarihinde Azınlıklar”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 1993, Cilt 43, Sayı 1-4, s.50.
[2]Tanzimat”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/tanzimat erişim: 13.10.2022
[3]Yücel Terzibaşoğlu, “Ayvalık Söyleşileri: Ayvalık: Kent, Tarih ve Coğrafya”, Ayvalık Tarihi Üzerine Akademik Çalışmalar Seçkisi, İzmir, 2022, s.145-147.

1840 Küçükköy Hagios Athanasios Kilisesi

Göç olgusunun şekillendirdiği ve tarihsel süreçte Rum, Boşnak, Adalı, Serezli gibi kimlikleri içinde barındıran Balıkesir’in Ayvalık ilçesine bağlı Küçükköy yerleşimi, 19.yüzyıldan günümüze süregelen tarihsel süreci aktarabilecek bir mimari içeriğe sahiptir.[1] Küçükköy yerleşimi ile ilgili bilgileri, Ayvalık tarihine yönelik kaynaklarda bulmak mümkündür. Örneğin, 1889 Karesi salnamesinde; Küçükköy’ün Ayvalık’a bağlı ve nüfusun büyük çoğunluğunun Rum olduğu bir yerleşim olarak bahsi geçmektedir.[2]

Küçükköy’de, Rum Ortodoks tebaaya ait olan, sayıları üç ya da dört olduğu belirtilen kiliselerden günümüze sadece yerleşimin merkezindeki 1840 yılına tarihlendirilen Hagios Athanasios Kilisesi ayakta kalabilmiştir. [3] Mübadeleden sonra camiye dönüştürülen yapı, günümüzde Küçükköy Merkez Cami olarak bilinmektedir. Bu kilise, üslup olarak, Ayvalık’taki Taksiyarhis, Hagia Triada ve Kato Panaya kiliseleri ile benzerlik göstermektedir.

Yapının “U” narteksinin (Revaklı giriş holü) alt katı, yöreye özgü olarak kemerlerle dışarı açılmaktadır. Ön cephedeki 7 kemer açıklığı yan cephelerde dörder kemerle devam eder. Narteksin sol köşe bölümünde diğer 3 örnekten farklı olarak, gynaikeion (Kadınlar mahfili) katına çıkaran kapalı ahşap merdivenler bulunur. Merdivenler gibi, yöresel kesme taşlarla yapılan narteks katının ikinci katı (Gynaikeion) ahşaptır. Alt katı taşıyan payelerin uzantısı durumundaki pilasterlerin ayırdığı her bölmede dikdörtgen söveli pencereler vardır. Narteksin yan kolları üzerinde pencere düzeni “pencere-kapalı-pencere-kapalı” olarak düzenlenmiştir. Narteks kollarının apsise bakan yüzlerinde aynı üslupta birer pencere görebiliriz. Narteksin sağdan 2. ve 3. Kemer açıkları camlı bir bölme ile kapatılarak burada bir abdest alma yeri oluşturulmuştur. Narteksten naosa (cami iç mekânına), birbirinin aynı şekilde dizayn edilmiş ama ortadaki diğerlerinden biraz daha geniş ve yüksek olan yuvarlak kemerli 3 kapı ile geçilir. Yapının apsisi iptal edilerek burada bir yan giriş açılmıştır. Apsis iptal olduğu için, yan apsislerin var olup-olmadığı konusunda bir şey söylemek güçtür. Yapının çatısı diğer örneklerdeki gibi kırma çatıdır. “U” narteksin daha alçak kottaki kırma çatısı bir transept (Kilise planını dikey biçimde keserek, kilise alanını haç işareti biçiminde vurgulayan çapraz bölüm ) çatısı gibi bu çatıya dikine bağlanmıştır. Naos çatısının orta bölümü yine mekânın aydınlatılması için yükseltilmiştir.[4]

Kilisenin sol yan cephesine bakan iki katlı ve uzunlamasına gelişen okul yapısı da mevcuttur fakat okulun yapım tarihine ilişkin bilgi edinilememiştir. Bu yapı, 2013 yılında, “Göç Müzesi” olarak işlevlendirilmiş ve ziyarete açılmıştır.

[1]Berrin Akın Akbüber, “Bir Göç Coğrafyasının Kent Dokusundaki İzleri: Küçükköy Tarihine Yönelik Bazı Değerlendirmeler”, Uluslararası Necatibey Eğitim ve Sosyal Bilimler Araştırmaları Kongresi (UNESAK 2018), Balıkesir, s.211.
[2]Bayram Bayraktar, Osmanlı’dan Cumhuriyete Ayvalık Tarihi, Ankara, 2002, s.24.
[3]Berrin Akın Akbüber, “Bir Göç Coğrafyası Küçükköy’ün Tarihine Yönelik Bazı Değerlendirmeler”, Ayvalık Tarihi Üzerine Akademik Çalışmalar Seçkisi, İzmir, 2022, s.299.
[4]Yılmaz Büktel, “U Narteksli Geç Dönem Kiliseleri II: Ayvalık”, IJSHS, 2018; 2 (2), s.79-80.

1844 Ayvalık Taksiyarhis Kilisesi III. Yapı

Taksiyarhis Kilisesi, 3 dönemli bir yapıdır. İlk dönemi 15.yy, ikinci dönemi 1753 ve üçüncü dönemi de 1844 yılına tarihlenmektedir. Girişin üzerinde yer alan 1844 tarihli kitabeden bazilikal planlı 3.dönem yapısının beşik tonozlu ve üst taşıyıcılarının tamamıyla ahşap olarak inşa edildiği anlaşılmaktadır. Üç nefli kiliseye batı cephesinde yer alan narteksten (Revaklı giriş holü) 3 adet ana giriş kapısıyla girilir. Ayvalık’ta Yunan İsyanı ve Bağımsızlık Hareketinin ardından kente dönen Rumların onararak yeniden inşa ettiği “U” narteksli geç dönem kiliselerden bir tanesi olup Yunan yayınlarında bu plan tipi Aeolya Tipi Kiliseler grubunda yer almaktadır.

Kilisede orta nefte (Apsise dik doğrultuda, birbirlerinden sütun ya da ayak dizileriyle ayrılmış, uzunlamasına konumlanan orta mekân) aslan betimlemeli alçı rölyefle süslenmiş ambon (Minber benzeri yapı) yer almakta olup, bu noktaya döner bir merdivenle çıkılmaktadır. Hz. İsa’nın yaşam hikâyesinin anlatıldığı mermer ikonalarla donatılmış, mermer kabartma ve altın bezemeli olarak işlenmiş ikonostasisi (Bizans kiliselerinde rahiplere ait bema (Apsisin önünde din adamlarının bulunduğu, halkın giremediği kutsal bölüm) kısmını halktan ayıran bölme ve ikonaların asıldığı bölme duvar) geçince, arka bölümde apsise (Mihrap benzeri yapı) ulaşılmaktadır. Yapının ikinci katındaki 16 pencereli, ahşap, “U” biçimli üst galeri, kadınlar bölümü olarak yapılmış olan gynaikeiondur. Deprem nedeniyle zaman içerisinde değişik dönemlerde hasar gören binada tamir amaçlı restorasyon çalışmalarının yapıldığı ve bu dönemlerde de süslemelerinde değişiklikler yapıldığı duvar bezemelerinden ve resimlerden gözlemlenmektedir.[1] Yapının zemin kat duvarlarının köşelerinde erken dönem duvar örgüsü görülürken, pencere boşluklarında mermer ve taş devşirme malzemelere rastlanmaktadır. Kesme taşlarla köşelerde oluşturulan çerçevelerin arasında kalan dolgu duvarları ise karışık derzli moloz taştan inşa edildiği görülebilmektedir. Revakların üzerinde ince yonu sarımsak taşı görülürken üst katında köşelerde kullanılan sarımsak taşlarının arasında kalan kısımda kireçtaşı görülen karma sistem ile inşa edildiği anlaşılmaktadır. Dış narteksin zemin kaplaması siyah ve beyaz renklerden oluşan karolaj düzende mermer malzemedir. Ahşap dış kapılardan ancak orta kapı korunagelmiş, diğer kapılar özgünlüğünü kaybetmiştir. Yapıdaki yoğun devşirme ve duvar malzemelerinde ki sık değişime göre yapının düşük bütçe ile hızlı biz zaman diliminde inşa edildiği yorumuna ulaşılabilmektedir.

Mübadeleden sonra Ortodoks Rum nüfusun Ayvalık’tan ayrılmasıyla birlikte, Ayvalık’ın bazı kiliseleri cami olarak kullanılmaya başlandı. Fakat Taksiyarhis Kilisesi hiçbir dönemde camiye dönüştürülmedi. Kilise, 1927 yılından 2012 yılına kadar TEKEL deposu olarak kullanılmıştır. Bu sebeple plan şeması, iç ve dış mekân süslemeleri ile ikonaları iyi korunmuş olup Ayvalık’ta erken dönem kiliselerinin izlenebildiği iyi bir örnektir. 2012 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca restore ettirilmiş ve 2013 yılında “Taksiyarhis Anıt Müzesi” adıyla Balıkesir Kuvayı Milliye Müzesi’ne bağlı müze olarak hizmete sunulmuştur.

[1]Aytekin Yılmaz, “Ayvalık Taksiyarhis Anıt Müzesi”, Aktüel Arkeoloji Mayıs-Haziran 2021, s.160.

1846 Hagia Triada Kilisesi

Bugün, Yıkık Kilise ya da Eski Tütün Deposu olarak anılan Hagia Triada Kilisesi, Ayvalık’ın Kazım Karabekir Mahallesi’nde 13 Nisan Caddesi 10.sokak 109 numarada konumlanır. 1846 yılında, kentin yeni oluşan mahallesinin ihtiyacını karşılamak amacıyla 11.kilise olarak inşa edilmiştir. Mübadeleden sonra camiye dönüştürülen kiliselerden biri değildir, sadece depo olarak kullanılmıştır.

“U” formlu bir dış nartekse (Revaklı giriş holü) sahip görünse de esasında bu narteksin formunu “L” şeklinde kabul etmek ve yapıyı tipolojinin bir çeşitlemesi olarak kabul etmek gerekir. 7 kemer açıklığına sahip narteks cephesinin yüksek platformuna cephe ortasındaki barok karakterli yarım yuvarlak 6 basamakla ulaşılır. Narteksin sol tarafında, diğer kemer açıklıklarına göre daha dar olan iki kemer açıklığı bulunur ve bunlardan içte kalanın altında nartekse ve mahzen girişine yönelten 4 basamaklı bir yan giriş görülür. Narteks platformuna sağ taraftan ulaşım, apsis yönünde 4 kemer açıklığı boyunca uzanan platformun sonunda yer alan 7 basamaklı bir merdivenle sağlanır. 7 basamaklı merdiven konumundan anlaşılacağı üzere gynaikeiona ulaşmak isteyen kadınlar içindir. Narteksten naosa (Ana mekan) geçiş yuvarlak kemerli 3 kapıyla sağlanmaktaydı ancak bu kapıların yanlarda olanları örülerek kapatılmış olup bugün sadece orta kapı açıktır. Bu orta kapı iç tarafta ise üçgen alınlıklı bir yapıya sahip imiş. Ancak 2004 yılı fotoğraflarından gördüğümüz kapı alınlığı gibi benzeri özellikler aradan geçen 10 yıllık süreçte bir yok oluşu yaşamıştır. Narteksin, gynaikeion olarak kullanılan ahşap dokulu ikinci katının kırık üçgen alınlıklı cephesi oldukça sade dikdörtgen formlu 5 pencere ile hareketlendirilmiştir. Bugün bu 5 pencereden ancak 1 i görülebilmektedir. Önceki iki örnekte cephe alınlığında görülen küçük yuvarlak pencereler, burada ortadaki pencerenin üstünde yan yana 3 eliptik pencere kalıntısı olarak görülebilmektedir. Yapının yan cephelerinde birbirini tekrarlayan pencere düzenleri, duvar kalınlıkları 1 m.’yi bulan yuvarlak kemerli pencerelerden oluşmaktadır. Sütun dizilerinin arasına denk gelen bu 5’er pencere dışında apsis önünde daha yüksekte yer alan ve apsis bölgesini aydınlatmak için anlaşıldığı açık olan daha kısa ama yine yuvarlak birer pencere daha vardır. Sağdaki yüksek pencerenin hemen altında ise, ikonostasis (Bizans kiliselerinde rahiplere ait bema (Apsisin önünde din adamlarının bulunduğu, halkın giremediği kutsal bölüm) kısmını halktan ayıran bölme ve ikonaların asıldığı bölme duvar) bölgesine direkt geçişi sağlayan bir kapı vardır. Yapıda bugün için ikonostasisten kalan bir parça görülmemektedir. Apsis cephesini, apsisin yarım yuvarlak çıkıntısı ve bunun iki tarafında yer alan küçük yuvarlak pencereler hareketlendirir. Ancak bugünkü durumda apsis çıkıntısı yıkılarak yok olmuştur. Yapının alt kat duvarları tamamen kesmetaş görünümündeyken, bu duvarların içte kalan yüzlerine baktığımızda, sıvaların döküldüğü yerde moloz taş örgüsü kullanıldığını görürüz. Esas olarak bazilikal esaslı olan yapıda nefleri ayıran iki dizide de 5’er sütun bulunmaktadır. Dökülen kaplamalarından bu sütunların da özünde ağaç direklerden oluştuğu izlenebilmektedir. Yapının üst örtüsünde önceki iki örnekten farklı olarak tonoz örtüler değil, güzel işçiliği olduğu anlaşılan ahşap tavan uygulamaları olduğu görülür. Naosun üst kısmı ise yine yükseltilerek, yapıya bol ışık sağlayan aydınlık katı oluşturulmuştur. [1]

[1] Yılmaz Büktel, “U Narteksli Geç Dönem Kiliseleri II: Ayvalık”, IJSHS, 2018; 2 (2), s.76-77.

1850 Kato Panaya Kilisesi

1780 yılında, Dimitrakellis Oikonomos, bugünkü Hayrettinpaşa Mahallesi’nin merkezini oluşturan, Panagia ton Orfanon (Yetimlerin Kutsal Meryem’i) Kilisesi ile iki okul binasından oluşan bir yapı topluluğu inşa ettirir. 1850 yılında ise Panagia ton Orfanon Kilisesi’nin yerine Kato Panaya Kilisesi inşa edilmiştir. [1] Kilise yapısı, Mübadeleden sonra camiye çevrilmiş, avlusundaki okul yapıları da Gazi Ortaokulu olarak işlevlendirilmiştir.

Kato Panagia, büyüklüğü bakımından Ayvalık’ın en büyük kilisesi olmasının yanı sıra 4000 m2’lik bir alanı çevreleyen yüksek duvarlarla çevrili bir avlusu olması açısından da, kentin, en geniş açık alana sahip kilisesidir.[2]

Yapı plan şeması ve iç mekan düzenlemesi başta olmak üzere pek çok açıdan Taksiyarhis Kilisesi ile benzerlik göstermektedir. Yalnızca Taksiyarhis Kilisesi narteksinin (Revaklı giriş holü) köşesinde görülen pahlandırmaların burada olmaması en önemli fark gibi görünür. Narteksin üst katını batıda 8, yan cephelerde ise 7 şer sütun taşır ve alt kat bu sütunların bağlandığı kemerlerle tamamen dışa açıktır. Narteks ön cephesinin pencere düzeni demir şebekeli ve yarım yuvarlak kemerli 7 pencereden oluşur. Ortadaki 3 pencerenin üzerinde, çatı kesimine yakın yer alan daha küçük 3 pencereden ortadaki oval, iki yanındakiler ise yuvarlak sövelidir. Narteksin iki yan cephesinde de ikişerli olarak gruplanmış, dikdörtgen söveli 4’er pencere vardır. Gynaikeion (Kadınlar mahfili) olarak düzenlenmiş olan narteksin ahşap zeminli ikinci katına diğer örneklerde olduğu gibi narteksin yan kanatlarının apsise (Mihrap benzeri yapı) bakan yönünden yine ahşap merdivenlerle ulaşılmaktadır.

Yapının yan cephelerinde iki katlı bir pencere sistemi vardır. Alt kat pencereleri yuvarlak kemerli söveleri olan 6’şar pencere, üst katta ise yuvarlak söveli 4’er pencere bulunmaktadır. Güney cephesinin doğu ucunda apsise doğrudan ulaşımı sağlayan giriş kapısı üzerinde bu pencere düzeninin dışında kalan yuvarlak kemerli söveleri olan daha küçük bir pencere daha bulunmaktadır. Apsis cephesi, her bir nefin karşılığına gelen, ortadaki daha geniş ve yüksek olan 3 apsisle biçimlenmiştir. 3 apsisin üzerinde sade söveleri olan 3 dikdörtgen pencere vardır. Apsislerin yarım kubbeleri saçak hatları üzerine oturan kiremit örtüsü ile koruma altına alınmıştır. Apsislerin üst kısmında narteks cephesinde olduğu gibi çatı kesimine yakın yer alan daha küçük 3 pencereden ortadaki oval, iki yanındakiler ise yuvarlak sövelidir.

Yapının çift eğimli ve apsis ile narteks önünde pahlandırılmış kırma çatısı, Taksiyarhis Kilisesi’nde olduğu gibi naos orta nefi boyunca yükseltilerek üç bölümlü tonozla (çapraz-beşik-çapraz tonoz) örtülmüş ve kuzey-güney yönlerinde 6’şar yuvarlak pencere içeren birer aydınlık katı oluşturulmuştur. Yan nefler ise sıralı çapraz tonozlarla örtülüdür. Yapı malzemesi yine yöresel sarımsak taşıdır. Bina camiye dönüştürülürken kıymetli ikonaları buradan götürülmüş, sütun başlıkları üzerindeki havari tasvirleri olan tablalar ile duvar freskoları ise ince sıva ile kapatılırken, yapının beden duvarların büyük bölümü içten ve dıştan sıva badana ile örtülmüştür. [3]

[1]Dimitrios Psarros, “Ayvalık / Kydonies’in Kentsel Tarihi, Ege’nin iki Yakası-1 Ayvalık Kent Tarihi Çalışmaları içinde (Çev A. Yorulmaz),Yayımlanmamış Çeviri Metni. Ayvalık 2004, s.6
[2]Yasemin İnce Güney, “Appropriation and Authenticity: The case of Transforming Churches into Mosques in Ayvalık”, International Journal of Architecture & Planning, 2016 Volume 4, Issue 2, s.43.
[3]Yılmaz Büktel, “U Narteksli Geç Dönem Kiliseleri II: Ayvalık”, IJSHS, 2018; 2 (2), s.73-74.

1852 Yunda Adaları’ın Ayvalık Kaymakamlığı’na Bağlanması

Piri Reis’in 1513 tarihli haritasında ve 1521 tarihli Kitab-ı Bahriyesi’nde Ayvalık ve çevresi ile Midilli Adası ayrıntılarıyla gösterilmiştir. Bu eserlerde, “Yunt/Yund Adaları” kelimeleri dikkat çeker. Günümüzün Alibey (Cunda) Adası bu adla ifade edilir.[1] Yund eski Türkçede “At” anlamındadır. Aynı zamanda boş (fundalık) alan anlamına da gelir. [2] Cunda Adası, Yunanca’da ise Moskhonisi / Moskhonisos adlarına sahiptir.

1530 ve 1574 tahrirleri Yund Adası’nı Ayazmend (Altınova) Kazası altında bir koruluk olarak göstermekte, ayrıca buradaki orman alanları, tımar arazileri ve tarım ve hayvancılık faaliyetlerinden bahsetmektedir. 1603 itibariyle Midilli Sancağı’na bağlı adada küçük bir Rum yerleşiminden ve tahsil edilen cizyeden söz edilmektedir. Yund Adası’na dair 1666, 1694 ve 1697 tarihli cizye kayıtları da yerleşimdeki gelişmeyi işaret etmektedir. Adada, Hagia Triada, Hagios Dimitrios, Panaya, Taksiyarhis ve Hagios Panteleimon kiliseleri ile aynı adı taşıyan beş ana mahalle 19. yüzyıla kadarki süreçte oluşmuş, bu yüzyılın sonunda ise adadaki küçük Müslüman cemaatin tek camisi olan Hamidiye Camii inşa edilmiştir. Sakinlerinin 1821 Yunan İsyanı’na katılması sonucunda ada bir müddet terk edilmiş olsa da sonrasında II. Mahmud tarafından ilan edilen bir af sonucu geri dönmelerine izin verilmiş ve yerleşim tekrardan kurulmuştur.

Yunda merkezli takımada, Geç Osmanlı Dönemi itibariyle başlangıçta Cezâyir-i Bahr-i Sefîd Vilâyeti’ne bağlı Midilli Sancağı’nın Yunda / Moskhonisi kazasını oluşturmaktaydı. Ancak idari tabiiyeti ve statüsü 20. yüzyıl başına kadarki süreçte birkaç kez değiştirilmiş [3] ve en son 9 Aralık 1852 [4] Hüdavendigâr Vilâyeti’ne bağlı Karesi Sancağı’nın Ayvalık kazasına bağlanmıştır.

[1]M.Salim Kaptan, Faruk Ergelen ve Müjdat Soylu, “Yılların İçinden Ayvalık”, İstanbul, 2019, s.19.
[2]Taylan Köken, “Ayvalık Adaları”, Ayda Bir Ayvalık Dergisi, Ocak 2018, s.4.
[3]Hasan Sercan Sağlam, “Ayvalık Cunda Adası’ndaki Panagia (Koimesis Theotokou) ve Agios Panteleimon
Kiliselerinin Mimari Tarihi ve Mekânsal Dönüşümü”, International Balkan University Turkish Studies, eISSN:1308-2140,s.992-994.
[4]M.Salim Kaptan, Faruk Ergelen ve Müjdat Soylu, “Yılların İçinden Ayvalık”, İstanbul, 2019, s.22.

1856 Islahat Fermanı

Genel olarak 1839-1876 yılları arasını kapsayan periyod Tanzimat dönemi olarak ifade edilirken, 1856 yılında Islahat Fermanı’nın ilanından 1876 yılında Kanuni Esasi’nin kabul edilmesine kadar geçen 20 yıllık süre ise Islahat Fermanı dönemi olarak adlandırılır. Bu dönem, gayrimüslim Osmanlı vatandaşlarının durumu bakımından önemli olduğu gibi devlet yapısı, etnik olarak diğer milletlere mensup vatandaşlar ve nihayet bugünlere kadar uzanan tarihsel süreç bakımından da önem arz etmektedir.[1]

Kudüs ve civarında Hristiyanlarca kutsal sayılan bazı mekânlar hakkındaki taleplerinin arzu ettiği şekilde halledilmemesi üzerine Osmanlı Ortodokslarıyla ilgili olarak resmen himaye hakkı verilmesini isteyen Rusya’nın tekliflerinin Bâbıâli tarafından reddedilmesiyle başlayan Kırım Harbi (1853-1856) sırasında Batılı devletlerin reform konusundaki baskıları arttı. Savaşta Rusya’ya karşı Osmanlı Devleti’ni destekleyen Batılı devletler Rusya’nın Hristiyan kozunu kullanarak Avrupa kamuoyunu Osmanlı Devleti aleyhine harekete geçirmesi tehlikesine karşı Bâbıâli’nin mutlaka Hristiyanların haklarıyla ilgili yeni düzenlemeler yapmasını istiyorlardı. Nitekim barış antlaşmasına esas olacak hususları belirlemek üzere Viyana’da toplanan konferansta tespit edilen dört esastan sonuncusu, gayrimüslimleri Müslümanlarla eşit haklara kavuşturacak yeni bir ıslahat programının ilânını şart koşuyordu. Avusturya, İngiltere, Fransa ve Osmanlı arasında yapılan müzakerelerden sonra, program bir ferman şekline getirilerek 18 Şubat 1856 tarihinde Bâbıâli’de [2] merasimle okundu.

Tanzimat Fermanı ile bütün Osmanlı tebaasına verilen imtiyazlar bu defa da teyit edilmiştir. Tamamen uygulanması için gerekli tedbirler alınması amaçlanmıştır. Islahat Fermanı Tanzimat Fermanı’na göre daha ayrıntılıydı. Tanzimat Fermanı bütün Osmanlı tebaasını ilgilendiren genel prensipler koyarken Islahat Fermanı tamamen Müslüman olmayan Osmanlı tebaası ile ecnebilere ait hükümler içeriyordu. Gayrimüslimlerin cemaat teşkilâtlarında önemli değişiklikler yapılarak sadece ruhbanın değil sivil kesimden çeşitli kimselerin cemaat idarelerine katılmaları sağlanıyordu.[3]

19. yüzyıl boyunca, Osmanlı ülkesi tarımdan sanayiye, politikadan eğitime her alanda “modernleşme” yolundaydı. Batılıların etkisi ile yalnız içerideki azınlıklar, Batı Anadolu’da özellikle Rumlar, toprak tasarrufu konusunda, ekonomide daha etkin olarak kalmadılar, Batılı diğer ülkelerin vatandaşları gibi Yunanistan vatandaşı olan Rumlar da taşınmaz mallar satın aldılar, ekonomik faaliyetlerde bulundular. Bu olgu Ayvalık’ta da görüldü.[4]

[1] Gazi Erdem, “İlanından Yüz Elli Yıl Sonra Avrupa Birliği Müzakereleri Bağlamında Islahât Fermânı’na Yeniden Bir Bakış”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 51:1(2010), s.328.
[2] Bâb-ı Âli ya da basitleştirilmiş şekli ile Babıali, Osmanlı Devleti döneminde sadrazam sarayına verilen isimdir.
[3] “Islahat Fermanı”, TDV İslam Ansiklopedisi, erişim: 19.10.2022, https://islamansiklopedisi.org.tr/islahat-fermani
[4] .Bayram Bayraktar, “Osmanlı İmparatorluğu’nun Başkalaşım Sürecinde Ayvalık Şehri”, Ayvalık Tarihi Üzerine Akademik Çalışmalar Seçkisi, İzmir, 2022, s.127.

1867 Midilli Depremi

Osmanlı arşivinde verilen belgelerde depremlerin hangi ay ve günde meydana geldiği ile alakalı tarihler çoğunlukla verilmemiştir. Büyük zararı görülen üç büyük depremin ayrıntılı kaydı verilmiştir ve bu depremlerle alakalı belgelerin sayısı fazladır. Bu depremlerden ilki 1867 yılında olan Midilli depremidir.[1] 7 Mart 1867’de 7.0 büyüklüğündeki deprem[2] Midilli Adası’nda 5,750 hanede hasar yapmış, 550 kişi ölmüş ve 816 kişi yaralanmıştır. Gerçekleşen afette, geceden başlayarak sabaha kadar on veya on beş kere artçı depremler yaşanmış; kaynaklarda bu depremden, Müslüman ve gayri Müslim halk her yere dağılmış bu zamana kadar halkın yaşamadığı bir deprem olarak bahsedilmiştir.[3]

Bu depremde, Foça, Edremit ve Ayvalık’ta hafif hasar, Ayvalık Adalarında kaymalar gözlenmiştir.[4] Osmanlı kaynaklarında 1867 Midilli depremiyle ilgili taratılan belgelerde, Midilli’ye destek verilmesi için İzmir, Biga ve Ayvalık’tan istekte bulunulmuştur. “Edremit Kazasından 2125 kuruş, Ayvalık Kazasından 1100 kuruş ve kereste, Bergama Kazasından 1000 kıyye ekmek, Rodos Kazasından 24 bin kuruş, İngiltere Devleti’nden 800 çuval peksimet ve her biri 100 kileden oluşan 61 varil un hükümetimize teslim edilmiştir” ifadeleriyle bölgeden Midilli’ye yapılan yardımlar listelenmiştir.[5]

[1] Arzu Baykara Taşkaya, “Osmanlı’da Bir Afet Yönetimi Örneği: Midilli Adası Depremleri”, Journal of Institute of Economic Development and Social Researches, Vol:7 Issue:26, 2021, s.5.
[2] “B.Ü. KRDAE Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi-Tarihsel Depremler”, erişim: 20.10.2022, http://www.koeri.boun.edu.tr/sismo/2/deprem-bilgileri/tarihsel-depremler/
[3] Arzu Baykara Taşkaya, “Osmanlı’da Bir Afet Yönetimi Örneği: Midilli Adası Depremleri”, Journal of Institute of Economic Development and Social Researches, Vol:7 Issue:26, 2021, s.6.
[4] Taylan Köken, “Ayvalık ve Çevresi Depremleri”, s.6, erişim: 20.10.2022, https://pdfslide.net/documents/ayvalik-depremleri.html?page=6
[5]  Arzu Baykara Taşkaya, “Osmanlı’da Bir Afet Yönetimi Örneği: Midilli Adası Depremleri”, Journal of Institute of Economic Development and Social Researches, Vol:7 Issue:26, 2021, s.9

Shebalin N.V., Karnik V., Hadzievski D. (eds), 1974. Catalogue of earthquakes of the Balkan Region. I, UNDP-UNESCO Survey of the seismicity of the Balkan region. Skopje, sheet:44.

Soloviev, S. L., Solovieva, O. N., Go, C. N., Kim, K. S., & Shchetnikov, N. A., Tsunamis in the Mediterranean Sea, 2000 B.C.–2000 A.D., 2000, Netherlands, p.5.

1867 Ayvalık Ayazması I. Yapı

Ayvalık’ın en önemli dini yapılarından biri Panagia Phaneromeni Ayazması idi. Panagia, Ortodokslarca Meryem Ana’ya verilen addır. Phaneromeni ise canlanan, yeniden ortaya çıkan, görünen anlamındadır. İsminden de anlaşılacağı üzere bu yapı, Meryem Ana için yapılmıştı. “Panagia Haralambos Kilisesi”ne [1] bağlı olan Panagia Phaneromeni Ayazması’nın, bir kilise olmadığı, 2011 yılında Balıkesir Müzesi’nin Prof. Dr. Ömer Özyiğit danışmanlığında yaptığı kazılar sonrasında kesin olarak anlaşılmıştır.

Ayazma adı Yunanca “Agia Asma” (Kutsal Su) dan gelmekle [2] birlikte Ayvalık Ayazması’nın kaynak suyunun termal bir özelliği yoktur. Yapı, Kutsal Meryem için atfedildiğinden, “Ortaya çıkan Meryem Ana” anlamına gelen Panagia Phaneromeni adı verilmiştir. Sözlü tarihe göre rüyasında Panagia‘nın ikonasını “Kandili Yalo” sahilinden yaklaşık 100 metre uzaklıkta, Saliokoula’nın bahçesi denilen yerde bulunduğunu gören 16 yaşında bir kız çocuğunun (Evagellini) bunu açıklamasıyla, 28 Haziran 1852 yılında yapılan kazıda ikona bulunmuştur. İkonanın bulunduğu yere, 1867 yılında Chios‘lu (Sakız Adası) bir Kaptan olan Mikail Papazis‘in harcamalarıyla birinci Ayazma yapılmıştır.

Prof. Dr. Ömer Özyiğit’in kazı çalışmalarında 1821’den önce bir yapı olduğu görüşüne varılmıştır. 1840larda bir şapelin varlığı tespit edilen alanda, 1867 yılında ilk ayazma binası havuzlu olarak inşa edilmiştir. Yapı tahrip olduğu için 1890 yılında ikinci Ayazma inşa edilmiştir.[3]

[1] Günümüzde Sakarya İlkokulu’nun olduğu yerde inşa edilmiş bir kiliseydi.
[2] Ömer Özyiğit, Ayvalık Ayazması, İstanbul, 2021, s.18.
[3] A.g.e, s.22-23.

Ayvalık Panagia Phaneromeni Ayazması Rölöve, Restitüsyon ve Restorasyon Projeler Raporu, 2011.

1869 Hagios Ioannis Kilisesi / Saatli Cami II.Yapı

“Bölgeyi 1700 ile 1710 yılları arasında ziyaret eden misyoner François Tarillon’a göre 18. yüzyılın başlarında, Kydonies yerleşmesinde 600 ev vardı ve bu sayı aynı zamanda Moschonisi’de bulunan ev sayısına eşitti. Ayrıca, o zamana kadar, eski Taksiyarhis mahallesine iki yeni mahalle de eklenmişti: Hagios Dimitrios ve Hagios Ioannis.” [1]  Fransız seyyahın notlarından yola çıkılarak, ilk yapımının 1700-1710 yılları arasında olduğu düşünülen Hagios Ioannis Kilisesi, Fevzi Paşa Mahallesi Cami Sokağı’nda konumlanmaktadır. 1869-1870 yılları arasında ise yeniden inşa edildiği belirtilmektedir. Dimitrios Psarros’a göre, Ayvalık’ta, Hagios Georgios (Çınarlı Cami, 1880-1881) ve Hagios Ioannis (Saatli Cami, 1869- 1870), Cunda’daki Taksiyarhis Kilisesi (1873) ve Ayvalık’taki, sonradan yıkılan, 1871 tarihli Hagios Nikolaos Kilisesi Ayvalık’lı Mimar Emmanuel Kounas’ın eserleridir. Hagios Ioannis Kilisesi, Mübadeleden sonra camiye çevrilerek Çan Kulesi saatinden dolayı “Saatli Camii” adıyla anılmıştır. [2]

1870’lerden sonra bazilikal plan tipolojisine son verilmiş ve yeni kiliselerde cephelerin neoklasik uygulama ile birlikte haç plan tipolojisi kullanılmıştır. Hagios Ioannes (1870) ve Hagios Georgias (1880) kiliseleri bu plan tipolojisinin Ayvalık ilçe merkezindeki temsilcileridir. [3]

Yapı, doğu batı doğrultusunda uzanan Kapalı Yunan Haçı plan tipindedir. Üç nefli, ve içten üç, dıştan bir apsise sahiptir. Batı cephesindeki dışa taşkın duvar alanı üç yüzeye bölünmüştür, narteks merdivenle çıkılan bir podyum üzerindedir. Naosa giriş yuvarlak kemerli bir kapıdan gerçekleştirilir. Kapının iki yanında birer pencere yer alır. İyon başlıklı dört sütunun üzerinden arşitravla kat arasındaki hat belirginleştirilmiştir. Galeri katının bu cephesi kare yüzeyli kaidelerin üzerine oturan sütun plasteri üçüz yuvarlak kemerli pencerelerin yerleştirildiği düzenleme bulunur. Günümüzde ahşap çıtalarla küçük alanlara ayrılan pencerelerin dolguları renkli camlarla kaplı olduğu düşünülmektedir. Dış bükey profilli silmelerden sonra bu cephe alınlıkla sonlanır. Dışa taşkın yüzey alan dışında kalan batı cephenin yüzeyindeki pencereler taş sövelidir. Cepheyi köşe silmeleri sınırlar. Dışa taşkın duvar yüzeyini yuvarlak kemer kuşatmaktadır. Alınlığında dikdörtgen bir plaka mevcuttu. Batı cephenin alt ve üstüne ikişer pencere yerleştirilmiştir. Pencereler taş çerçeveli ve dikdörtgendir. Tüm cephe kenarlardan köşe plasterleri ile son bulur. Dikey ve yatay hatlarla bir hareket sağlanır. Batı cephenin güneybatı köşesinde çan kulesi bulunur. Piramidal bir yükselişe sahip bu kulenin üstü bölümü 1944 depreminde yıkılmıştır. Dörtgen kaide üzerinde yükselen gövde ile bunun üzerine oturan daha küçük kütleli kare kaideli bölümün yüzeyinde saat bulunmakta, en üstte ise çan durmaktadır. Gövdenin dört cephesinde derin yivlerle belirginleştirilmiş alınlıklı düzenin içine gotik kemerle çevrelenmiş pencereler yerleştirilmiştir. Bu açıklıların üzeri de alınlık şeklinde yükselir, köşelerdeki küçük kulelerde sivri başlıkları ile ince görünürler.

Dışa taşkın yüzey alan dışında kalan batı cephenin yüzeyindeki pencereler taş sövelidir. Cepheyi köşe silmeleri sınırlar. Dışa taşkın duvar yüzeyini yuvarlak kemer kuşatmaktadır. Alınlığında dikdörtgen bir plaka mevcuttur. Batı cephenin alt ve üstüne ikişer pencere yerleştirilmiştir. Pencereler taş çerçeveli ve dikdörtgendir. Tüm cepheler kenarlardan köşe plasterleri ile son bulur. Dikey ve yatay hatlarla bir hareket sağlanır. Batı cephenin güneybatı köşesinde çan kulesi bulunur. Piramidal bir yükselişe sahip bu kulenin üstü bölümü 1944 depreminde yıkılmıştır. Dörtgen kaide üzerinde yükselen gövde ile bunun üzerine oturan daha küçük kütleli kare kaideli bölümün yüzeyinde saat bulunmakta, en üstte ise çan durmaktadır. Gövdenin dört cephesinde derin yivlerle belirginleştirilmiş alınlıklı düzenin içine gotik kemerle çevrelenmiş pencereler yerleştirilmiştir. Bu açıklıların üzeri de alınlık şeklinde yükselir, köşelerdeki küçük kulelerde sivri başlıkları ile ince görünürler. [4]

[1] Dimitrios Psarros, To Aivali, 2017, s.6
[2] Berrin Akın Akbüber, “19.Yüzyıl Ayvalık Rum Ortodoks Kiliselerinin Cephe Düzenine Yönelik Tipolojik Bir Yaklaşım ve Cephe Karakterlerinin Oluşumuna Etki Eden Faktörlerin Değerlendirilmesi”, UNESAK 2018 Kongre Bildirileri, s.560.
[3] Yasemin İnce Güney, “Appropriation and Authenticity: The case of Transforming Churches into Mosques in Ayvalık”, International Journal of Architecture & Planning, 2016 Volume 4, Issue 2, s.43.
[4] Berrin Akın Akbüber, “19.Yüzyıl Ayvalık Rum Ortodoks Kiliselerinin Cephe Düzenine Yönelik Tipolojik Bir Yaklaşım ve Cephe Karakterlerinin Oluşumuna Etki Eden Faktörlerin Değerlendirilmesi”, UNESAK 2018 Kongre Bildirileri, s.560.

1873 Cunda Taksiyarhis (Taxiarchis) Kilisesi

Cunda Adası’nda (Alibey Adası), Hagia Triada, Hagios Dimitrios, Panaya, Taksiyarhis ve Hagios Panteleimon kiliseleri ile aynı adı taşıyan beş ana mahalle 19. yüzyıla kadarki süreçte oluşmuştur. Adanın Rum Ortodoks tebaası, 1742 yılına kadar Midilli Metropolitliği’ne bağlı kalmıştır. 1742’de İzmir Metropolitliği’ne katılmış, 1750’de ise Efes Metropolitliği’ne bağlanmıştır. 1760’ta Midilli’ye geri dönmüş ve nihayet 1763’te yeniden İzmir’e katılmıştır. Bu esnada başpiskoposluk mertebesine yükseltilmiş ve 1922’ye kadar da faal kalmıştır. [1]

Adanın en görkemli yapısı Taksiyarhis Kilisesi, 1873 yılında inşa edilmiş ve o dönemde adanın katedral kilisesi olmuştur. Antikçağ örneklerinden esinlenerek yapılmış bir kapı ile girilen büyük bir avlu içinde yer alan, kapalı Yunan haçı planlı yapının giriş kapısı, merdivenli ve sütunlu bir niş içindedir. Üç nefli yapının merkezinde sekizgen kasnaklı bir kubbe yükselmektedir. Kâgir beden duvarlarının iç yüzünde İsa’nın yaşamına ilişkin, oldukça tahrip edilmiş freskler mevcuttur. Yapı, 1927-1928 yıllarında minaresiz camiye çevrilmiş, ancak 1944 depreminde hasar gördükten sonra kullanılamamıştır. [2]

1976 yılında Ayvalık ve çevresindeki 17.900 hektarlık alan, doğal ve tarihi sit alanı ilan edilmiştir. 28.10.1989 -1795 sayılı karar ile Taksiyarhis Kilisesi, Bursa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından tescil edilmiştir. Korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescillenen Taksiyarhis Kilisesi’nin koruma grubu, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun 05.11.1999 / 660 tarih- sayılı ilke kararına uygun olarak 1. grup olarak belirlenmiştir. 02.05.2011 tarihli Vakıflar Meclisi kararı ile Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı’na tahsis edilen kilise binasının restorasyonu, Dr. Bülent Bulgurlu’nun koordinatörlüğünde yürütülmüştür. Restorasyonu tamamlandıktan sonra, 31 Mayıs 2014 tarihinde Ayvalık Rahmi M. Koç Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.[3]

[1] Hasan Sercan Sağlam, “Ayvalık Cunda Adası’ndaki Panagia (Koimesis Theotokou) ve Agios Panteleimon Kiliselerinin Mimari Tarihi ve Mekânsal Dönüşümü”, International Balkan University Turkish Studies, eISSN:1308-2140,s.994.
[2] Ayten Erdem, Rabia Özakın ve Uzay Yergün, Ayvalık (Balıkesir) Alibey/Cunda Adası Kentsel Mimarlık Envanteri 2005-2006, s.82.
[3] “Binalarımızın Tarihçesi”, Rahmi M. Koç Müzeleri, erişim: 20.10.2022, http://www.rmk-museum.org.tr/cunda-taksiyarhis-rahmi-koc-muzesi/hakkimizda/binalarimizin-tarihcesi

1879-1882 Dalyan Boğazı’nın Derinleştirilmesi

Ayvalık, 1821 yılında geçirdiği macera sonunda, uzun bir dinginlik evresi yaşadı. 1832’den sonra yavaş yavaş gelişme belirtileri göstererek, ancak 1880’li yıllara gelindiğinde eski önemine ulaşmıştı.[1] Ayvalık ekonomisine en önemli katkıyı yapan ulaşım imkânlarını arttırıp yatırım olanaklarının önünü açan gelişmelerden biri boğazların derinleştirilmesi olmuştur. Ayvalık limanının gemilerin girişine izin veremeyecek kadar sığ olması, deniz gelişimini uzun süre engellemiştir. 19. Yüzyıl ortalarına kadar İzbandud denilen yerel teknelerin, Ayvalık-İzmir arasında çalıştıkları ve limanın ulaşım ağının İzmir ve Midilli üzerinden gerçekleştiği, bu gümrüklerin kullanılmış olduğu belirtilmektedir. 1880’de hissedarların çoğunun Ayvalıklılardan oluştuğu 20 bin sermayeli bir şirket kurularak, yirmi iki sene müddet ile işletme imtiyazı alınmış ve şehrin güneyine düşen Dalyan Boğazı genişletilip derinleştirilerek deniz taşıtlarının geçeceği hale getirilmiştir[2]

Yunan yazar Yorgo Sakkari’nin kaleme aldığı ve Hıfzı Erim tarafından genişletilerek tekrar basılan Ayvalık Tarihi kitabında, Dalyan Boğazı’nın genişletilmesinden bahsedilmiştir. “Sular çekildiği zamanlar bir insan yürüyerek Dalyan ve Dolap [3] boğazlarının bir tarafından diğer tarafına geçebilirdi. 1839-1840 seneleri boğazların açılması için Osmanlı Hükümeti’ne başvurulmuştu. Fakat hükümet o zaman bu dileği küçümsemiş, ancak 1880’de gerekli önemi vererek işi ele almıştı. Kurulan şirket iki sene içinde şehrin güneyine düşen Dalyan Boğazı’nı açtırmıştı. Boğazın uzunluğu 1500, genişliği 44, derinliği 6 metre idi. Boğazların açılması ile memleket halkı için geniş ufuklar açılmıştı.” [4]

Ayvalık, limanın taranarak gemilerin kıyıya yanaşmasına daha elverişli ve uygun hale getirilmesi ile zeytinyağı, sabun, un gibi tarımsal ürünlerini dışarıya pazarlayan deniz ticaretinin hareketli olduğu bir kent haline gelmiştir. Bu dönemde Ayvalık limanı ortalama altı yüz buharlı, iki bin de yelkenli geminin uğradığı oldukça hareketli bir liman haline gelmiştir. [5]

Dalyan Boğazı’nın Genişletilme Projesi / 1879-80
Dr.Hasan Sercan Sağlam, Mimari Miras Ve Kültür Turizmi Bağlamında Ayvalık’ın İki Anıtı: Despot Evi Ve Agıos Ioannıs Prodromos Manastırı Turizmde Mimarlık ve Kültürel Miras II, Detay Yayıncılık, 2022, s.15-40.

[1] Bayram Bayraktar, “Osmanlı İmparatorluğu’nun Başkalaşım Sürecinde Ayvalık Şehri”, Ayvalık Tarihi Üzerine Akademik Çalışmalar Seçkisi, İzmir, 2022, s.127
[2] Berrin Akın, 19. Yüzyıl Uluslararası Deniz Ticaretinin Batı Anadolu Yerleşimlerine Sosyo Ekonomik ve Mekânsal Yansımaları ‘Ayvalık Örneği’”, Ordu Üniversitesi Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi, Türk Deniz Ticareti Tarihi Sempozyumu VII “Karadeniz Limanları”, Temmuz 2015, s.12.
[3]Dolap Boğazı, günümüzde, Lale Adası ile Cunda Adası arasındaki boğazdır.
[4]Hıfzı Erim, Ayvalık Tarihi, Ankara, 1948, s.46-47.
[5]Bayram Bayraktar, Osmanlı’dan Cumhuriyete Ayvalık Tarihi, Ankara, 2002, s.23.

1880 Makinelerin Kullanılmasıyla Endüstrileşme Kapasitesinin Artması

1879-80 yıllarında projesi hazırlanarak 1882 yılına kadar uygulaması tamamlanan Dalyan Boğazı derinleştirme ve genişletme çalışmasından sonra büyük ticari gemilerin iç denize ulaşım sağlama imkanıyla yurtdışından makinelerin Ayvalık’a ihraç edildiği ve böylece makineleşmeye dayalı endüstriyel üretim kapasitesinin arttığı düşünülmektedir.

1880 Hagios Georgios Kilisesi / Çınarlı Cami

1870’lerden sonra bazilikal plan tipolojisine son verilmiş ve yeni kiliselerde cephelerin neoklasik uygulama ile birlikte haç plan tipolojisi kullanılmıştır. Hagios Ioannes (1870) ve Hagios Georgias (1880) kiliseleri bu plan tipolojisinin Ayvalık ilçe merkezindeki temsilcileridir. Hamdibey Mahallesi’nde bulunan Hagios Georgios adındaki haç planlı diğer kilise ise çok daha büyük olup, 600m2’lik bir alanı ve 2800m2’lik avlusu vardır. [1]

Yerleşimdeki en yüksek kilise yapısısı olan Hagios Georgios, üç nefli doğu batı doğrultusunda uzanan naosu kapalı, haç planlı bir kilisedir. İçten yuvarlak dıştan üç cepheli apsisi bulunur. Batı cephesinde narteks bölümü yer alır. Kiliseye girişi sağlayan batı cephesi yarım daire şeklinde düzenlemiş yedi basamaklı bir merdivenle çıkılan podyum üzerindeki narteks batı cephe yüzeyinden dışa taşkıncadır. Cephe düzeni yatay ve dikey komposizyonlarla hareketli bir görüntüye sahiptir. Batı cephe üç dikey iki yatay bölüme ayrılmıştır. Ortada silindirik gövdeli iyon başlıklı gövdesi yivli sütunlarla köşelerde sütun plasterine oturan kemerlerin yarattığı 5 açıklık vardır. Giriş katındaki revaklı düzende naosa girişi sağlayan 3 kapı yer alır. Aralarında dikdörtgen ve taş söveli pencereler bulunur. Bu cephede aynı zamanda üçlü kemer dizisini sınırlayacak şekilde kare kaidelerin üzerine yerleştirilmiş ve yükselici bir karaktere sahip iyon başlıklı ikiz sütunlu diğer bir hat daha oluşturulmuştur. Bu düzen aynı aksta üst kat cephesinde de yinelenmiştir. Üst katı alt kattan kalın üçlü yatay silmelerle onun üstündeki profilli silmeler ayırmıştır. Üst kat düzeni ise yuvarlak kemerle kuşatılmış dikey karakterdeki alan üzerine üçgen alınlık bindirilmiştir. Kemer alınlığının içinde ikiz sütun plasteri tarafından taşınan kemerli kuruluş bulunur. Bu plasterlerin yüzeyleri yivlendirilmiştir. Pencere kemerlerini sütuncelere oturur ve bunlardan ortadaki at nalı, yanlardakiler ise yuvarlak kemerlidir. Sütun plasterlerinin araları örgüler şebekeler ile dolgulanmıştır. Bu dolgular zamanında renkli vitrayla dolu olduğu ve naosa inen ışık süzmelerinin kutsal bir atmosfer yarattığı düşünülebilir. Tüm bu şemanın üzeri her biri bir kemer aksına gelecek şekilde gelen pencereler yuvarlak kemerli bir niş içindedir ve dört dilimli pencereler gül pencereler yer alır. Batı cephenin dışa taşkın orta bölümünün yanlarında kalan yüzeyin üst katı, taş söveli alttan ve üsten dekoratif konsollarla desteklenen pencerelerle, cephe uçları ise völütlendirilmiş köşe silmeleri ise sınırlandırılmıştır. [2]

Dimitrios Psarros’a göre, Ayvalıklı Mimar Emmanuel Kounas tarafından tasarlanan 4 kiliseden biri Hagios Georgios Kilisesidir. Bu kilise de Mübadeleden sonra camiye dönüştürülmüş ve Çınarlı Cami adını almıştır.

[1]Yasemin İnce Güney, “Appropriation and Authenticity: The case of Transforming Churches into Mosques in Ayvalık”, International Journal of Architecture & Planning, 2016 Volume 4, Issue 2, s.43.
[2] Berrin Akın Akbüber, “19.Yüzyıl Ayvalık Rum Ortodoks Kiliselerinin Cephe Düzenine Yönelik Tipolojik Bir Yaklaşım ve Cephe Karakterlerinin Oluşumuna Etki Eden Faktörlerin Değerlendirilmesi”, UNESAK 2018 Kongre Bildirileri, s.562.

1890 Ayvalık Ayazması II.Yapı

Ayvalık Ayazması veya Panagia Phaneromeni Ayazması, ilk olarak 1867 yılında inşa edilmiş, 1890 yılında bozularak aynı yılda üzerine daha büyük bir ayazma yapılmıştır. Panagia Phaneromeni Ayazması kentin dini yaşantısında 1920 yılına kadar egemen olmuştur. Ayazma, 1922’den sonra, bölgenin tümüyle Türklerin eline geçmesiyle etkinliğini tamamen yitirmiştir. 1940lı yılların sonunda bina unutulmuş ve bir zeytinyağı fabrikasına dönüştürülmüştür. Fabrika da terkedilince yapı, senelerce çürümeye yüz tutmuş ve harap halde bırakılmıştır. 2011 yılında Balıkesir Müzesi’nin Prof. Dr. Ömer Özyiğit danışmanlığında yapılan kazılarının ardından, yapının rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri hazırlanmıştır. Yapının restorasyonu 2018 yılında tamamlanmış ve ziyarete açılmıştır. [1]

1890 Ayazması’nın mimari özelliklerine bakacak olursak; 391 m² parselde bulunan yapı, 9x18m taban alanına sahip olup 9,7m yüksekliğe sahiptir. Prostylos tarzında tapınak planında düzenlenen yapıya, ortasında haç şekli bulunan korint başlığa sahip 4 sütunun oluşturduğu 23m² alana sahip narteks ile ulaşılır. Ahşap tablalı çift kanatlı ana giriş dışında uzun cephelerde yer alan diğer 2 kapıda aynı özelliklerdedir ve doğrudan iç mekana ulaşım imkanı sağlamaktadır. Güneydoğu-Kuzeybatı cephelerinde bulunan 8 adet pencere ile aydınlatılan binada kullanılan vitraylar ile iç mekanda renkli bir ortam yaratılmıştır. Beşik çatı örtüsüne sahip özgün yapıda Marseille’den getirilen Marsilya tipi kiremitler kullanılmıştır. Neo-Klasik üslupta inşa edilen kagir alınlıklı girişe sahip yapıda korint düzende oluşturulan plasterler ile süsleme programı tüm cephelerinde uygulanmıştır. Sarımsak taşından üretilmiş kapı ve pencere sövelerinin lentolarını yine sarımsak taşı olan volütlü konsollar taşımaktadır. Beşik çatının eğimine göre düzenlenen tavanın orta aks yüksekliği 8m ‘dir. Kaset döşeme şeklinde imal edilen tavanda bulunan her kasedin göbeğinde akantus yaprağı motifli alçı süslemeler yer almaktadır. Birinci dönem ayazmasına ait havuzun üstüne inşa edilen ikinci dönem havuzuna 9 basamaklı merdiven ile ulaşılır. İki sütun arasından geçilerek ulaşılan merdivenler, 2m alt kotta bulunan havuza inmektedirler. Kireç katkılı sıva ile geçirimsiz yüzey alanına sahip havuzda bulunan nişler kutsal objelerin burada sergilenmesi ve muhafazası amacıyla bulunmaktadır ve günümüzde de yerinde görülebilirler. Çatı kaplamasını ön ve arka cephelerde orta akroter, ayrıca ön cephede köşe akroterler süslemektedir.[2]

[1]Ömer Özyiğit, Ayvalık Ayazması, İstanbul, 2021, s.23.
[2] Ayvalık Panagia Phaneromeni Ayazması Rölöve, Restitüsyon ve Restorasyon Projeler Raporu, 2011.

1897 Hamidiye Cami Onarım Süreci

18. ve 19. Yüzyılın Ayvalık’ında nüfus ağırlıklı olarak Rumlardan oluştuğu için, mekânlar da onların kültür ve din anlayışına göre biçimlenmiştir. Kentteki kiliselerin varlığı bir anlamda toplumun dinsel mekânlarının varlığıdır. Ama yine de kentte o dönemde yaşayan ve genelde memur olan az sayıdaki Türk nüfus için yapılmış olan camii günümüzde de varlığını hâlâ sürdürür. [1]

Kitabesi günümüze ulaşmadığı için tam yapım tarihi belli değildir, ancak kaynaklarda 19.yüzyılın ikinci yarısında inşa edildiği belirtilmektedir. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde, Hamidiye Camisi’nin plan ve cephesinden ibaret projesi yer almakta ve açıklama olarak “Ayvalık’ta tamir edilmesi istenen caminin planı” yazısı bulunmaktadır. Bu veriden yola çıkarak, Cami’nin 1897 yılından epey önce yapıldığı ve geçen zaman içinde onarılmaya ihtiyaç duyacak duruma geldiği anlaşılmaktadır. [2]

Ayvalık’ta, Osmanlı döneminde yapılmış tek camii olma özelliğini taşıyan Hamidiye Camii; mimarisindeki farklı üslupla da kentteki ayrıcalıklı yerini hemen belli eder. Yapı, hem Osmanlı mimarisinin merkezi kubbeli kübik cami planını, hem de Antik mimarinin alınlıklı tapınak planını bir arada sunar. Osmanlı sanatındaki merkezi kubbeli cami planı, Ayvalık’taki yapılarda kendini iyice ortaya koyan yerel mimari üslupla birleştirilmiş ve ortaya farklı kimlikteki, özgün görünümdeki bu yapı ortaya çıkmıştır. Hamidiye Camii, Osmanlı camileri adına özgün mimarisi ve süsleme anlayışıyla klasik mimariden çok farklı tarzıyla deneysel bir çalışma eseri olup, Osmanlı mimarisi adına da ünik bir yapıdadır.[3]

[1]Berrin Akın, Kentli Ayvalık, İstanbul, 2005, s.82.
[2] Melis Bilgiç ve Ayten Erdem, “Ayvalık, Georgala (Yorgola) Han’ın Mimari Kurgusu, Koruma Sorunları ve Yeniden Kullanımı Üzerine Bir Değerlendirme”, Megaron. 2020; 15(4), s.627.
[3] Berrin Akın, Kentli Ayvalık, İstanbul, 2005, s.82

Tüm Sorularınız, Görüşleriniz ve Önerileriniz İçin Bize Ulaşın.

error: